Toparlayamıyorum. Olmuyor. Beceremiyorum. Ne zaman bir şeyleri doğru yaptığımı düşünsem, nasıl oluyor bilmiyorum, ama her şey yeniden tepetaklak oluyor. Neyi yanlış yapıyorum? Neden, sürekli olarak buraya ait olmadığıma dair düşünceler beynimin içerisini kemiriyor? Biliyorum, bazen bir yere ait olmamıza gerek olmaz. Bir şekilde, nerede mutluysan, oraya aitsindir, ama mutlu değilim işte, sorun orada. Nasıl mutlu olacağımı da bilmiyorum. Neyi yanlış yapıyorum? Düzeltmeye çalıştıkça, bir şeyleri yoluna koymayı denedikçe her şey daha da bilinmeze sürükleniyor. Çok fazla düşünüyorum belki de ve düşündükçe olayları negatife mi sürüklüyorum? Bu yüzden mi oluyor? Anlayamıyorum. Anlamaya çalışıyorum, ama ertesi gün yine aynı sorunlar, aynı boğulma hissi, aynı çaresizlik. Kurtulmak istiyorum. Tek istediğim mutlu olmak, ama onu da beceremiyorum. Hiçbir şeyi beceremiyorum. Olumsuzluklar denizi nefes aldıkça yüzüme çarpıyor.
Sürekli olarak yapmak istemediğim şeyleri yapmaktan ve bu yapmak istediğim şeyleri elimde olmayan sebeplerden ötürü yanlış yapıp da üzülmekten yoruldum. Gerçekten nefes alamıyorum artık. Nereye gideceğimi de bilmiyorum. Kapkaranlık zindanlar da, bileklerinden küfrü metallerle zincirlenmiş, hiçbir yere kaçacak dermanı olmayan mahkumlar gibi hissediyorum. Ayağa kalksam, bir şekilde, içinde saçma yaşama umudu olan insanlar gibi, nefes aldığın sürece elbet bir çözüm yolu vardır gibi saçmalıklara inanarak ışığı görebileceğim belki, ama artık o kadar yoruldum ki, ayağa kalkmaya dermanım yok. Bu şey, her neyse ruhumu emiyor. Ne varsa bütün yaşama hevesimi kocaman bir boşluğa doğru sürüklüyor ve gün geçtikçe o boşluğum içerisinde kayboluyorum.
Ağlayamıyorum dahi. Öyle ki, belki ağlasam, bir daha ki yıkıma kadar ayakta kalabileceğim, ama her şey üst üste birikince ağlamak da, bu yaşananların geçeceğine dair inancım kadar imkansız hale geliyor.










”Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur”
(RAD-28)