İnsanın yaşamını sürdürdüğü tek bir dünyası olsa da kendine özgün bir çok dünyası vardır.Kiminin dünyası Alice’nin harikalar diyarına benzer,kiminin ki uzaydaki kara deliğe benzer,kiminin ki de tatlı denizle tuzlu denizin birleştiği yere benzer…
İşte görüldüğü gibi birçok dünya karşımızda.Şimdi bunlardan birini inceleyelim.Mesela dünyası uzaydaki kara deliğe benzeyeni.Bu kişiler bir zamanlar uzayda parıldayan yıldızlara benzerken emperyalizm,kapitalizm yüzünden kara deliğin içinde kayboldular.Bunlar kim mi? Bunlar Mültecilerdir.Peki onların suçu neydi? Sahip oldukları vatanları mı? Yoksa mensup oldukları ırk mı? Nerden bilebileceklerdeki bir gün kalktıklarında vatanlarının üstünde topların,füzelerin,f-16 ların mesken aldığını.Hatta daha bu olayı kavrayamamışken bir babanın evinin tam ortasına bombanın düşüp yeni doğmuş çocuğunun şehadetini göreceğini nerden bileceklerdi.Gelin şimdi o babanın o an ki duygularını ondan sonraki hayat tiyatrosunu bakalım.Ağlamak ister baba ama dik durmak zorundadır ve ani bir kararla aile fertlerini toplar gitme kararı alır.Yol,iz bilmeden yollara düşerler.Ancak yolda tek olmadıklarını onlarca insanın mağdur olduğunu görürler.O gün onlarca,yüzlerce,binlerce insan arkalarında evlerini,parçalanmış bedenleri,diplomalarını,işlerini, hayallerini en önemlisi de vatanlarını bırakırlar.Bir an baba arkasını döner ve öz yurdunda kırmızı ve siyahtan başka rengin kalmadığını görür.Gözünden bir yaş damla kuru toprağa düşer.O damla zamana şahitlik eder.Sabah akşam topluluk halinde durmadan günlerce yürürler.Ta ki sınır kapısına gelene kadar.Tek istedikleri sığınacak bir yurt bulabilmek.Bütün sınır kapılarına vururlar ancak bir tek kapı hariç tüm kapılar yüzlerine kapanır.Onların duygularının tercümanı olamazlar.Oysaki ne zordur kendi öz yurdun olmayan bir yere sığınma talebinde bulunmak.Hani Ali KINIK diyor ya “Kendi öz yurdunda ben miyim garip? Beni bir köşeye atan utansın.” İste o atanlar utanmadılar tam tersine kapıları üzerlerine kapattılar.O baba gibi diğer insanlar da 5 kuruşluk çadırlarda günlerce,aylarca nöbet tuttular.Bir adım ötelerindeki insanlar kilo vermek için diyet listeleri yaparken onlar o diyet listesine muhtaç kaldılar.Temizlenemediklerinden o saf yüreklerine illetli hastalıklar bulaştı.Bazıları buna daha dayanamayıp insan kaçakçılarının delik botlarıyla sınırları geçmeye çalıştılar.Az mı vurmadı kıyıları gözleri açık cesetler.Az mı haberlerin ilk sıralarında bulundular.Bu olaylara rağmen de zaman mültecilere inat ilerliyordu.O çok meşhur Batı ise yönetmenliğini yaptığı tiyatroyu hayranlıkla izliyordu .Sınırda bekleyenlerin hali ise git gide daha kötü hal almaya başladı.Yırtık ayakkabılar,yırtık elbiseler,yemek yerine suyun içinde pişen taşlar,hastalık yüzünden ölümlerini bekleyenler,hiç bir şeyden haberi olmayıp hayata gülen bebekler hayat tiyatrosunda bunlarda yerlerini almıştı.Bir gün başroldeki baba da dayanamayıp gece ay ışığında ailesiyle beraber sınırı gizlice geçtiler.Baba umut doluydu artık o sıkıntıların bittiğini düşündü ancak öyle olmadı..Öz yurdunda doktor olan babaya burda hiç kimse iş vermedi.Çöp konteynerın yanlarında uyuya kaldılar.Dilenci muamelesi gördüler.Onlara Mülteci diye seslendiler.Onlar ise bunlara rağmen yinede sabrediyorlardı.Onlar sabrederken kapanmayan tek kapı hariç insanlık da Batı’nın hayat tiyatrosunu izlemeye hala devam ediyordu.Biri de çıkıp bunda bir yanlışlık var demiyordu.Zulüm edenin yanındaydılar.Oysa bir tek ağaç için sokaklara dökülenler,insanlık öldürüldüğünde yapacak bir şey yok dediler.Ancak unuttukları bir şey vardı.
Bakara 85.ayet Allah açık bir şekilde uyarıyordu.Zulmedenlerin sonunun nasıl olacağını da akılları gözlerinde olanlara gözlerine sokacak şekilde gösteriyordu .
Evet bu tiyatro kıyılarda unutulup giden insanların sadece bir kısmıydı.Daha ne çok tiyatro var.Biri biter bitmez diğeri başlıyor.Bize düşen ise sahneye çıkıp kayıp giden insanların ışığı olabilmek onların dertlerine ortak olabilmek.En önemlisi de insanlığımızı unutmamak.