Elimde tuttuğum eski kitabı yerine bıraktım. Aşınmış, eski bir ahşap sehpanın üzerine. Kitabı sehpaya bırakırken yanan mumun ışığı titredi. Odanın içinden bir gölge geçti sandım. Ürperdim.
Kendine has sesler çıkararak yanan şömineye doğru ilerlerken ayağımın altında gıcırdayan tahtanın sesi hoşuma gitti. Şöminenin yönüne doğru çevrilmiş tekli koltuğa bıraktım kendimi. Yorgundum.
Anneannemi düşünmeye başladım. Kim bilir kaç yalnız ve uzun gecesini bu koltukta geçirmiş, kaç gecesini bizim hayallerimizle kalabalıklaştırmaya gayret etmişti? Belki bazı geceler başarmış, bazı geceler başaramamıştı yalnızlığını çoğaltmayı.
Bazı geceler arardı beni. İsteksiz açardım telefonu. Zor işitirdi çünkü, telefonda anlaşmak zordu onunla. Kaç kere onunla bağıra bağıra konuşmaya çalışırken çocuklarımı uyandırmış, faturayı da biçare anneanneme kesmiştim. Oysaki bu gece onu anlıyordum. Onun evinde, onun oturma odasında ve onun koltuğunda tıpkı onun gibi yapayalnız otururken anlıyordum şimdi.
Az önce sehpaya bıraktığım kitaba ilişti tekrar gözlerim. Arasından bir kağıt fışkırmıştı sayfaların. Kararsız kaldım. Ya özel bir şeyse? Hakkım var mıydı anneannemin özeline girmeye. Evet, tüm gün eşyalarını toparlamış, atılacakları, bağışlanacakları ve aile üyelerine pay edilecekleri ayırmıştım lakin hepsi genel eşyalardı. Tuhaftır, tek bir özel eşyaya rastlamamıştım tüm gün.
Şimdi o kağıt parçası bana göz kırpıyor.
Şömineden yansıyan ışığı daha verimli kullanmak için koltuğu çevirip yönümü değiştiriyorum.
Elimde tuttuğum eski kağıt parçasını evirip çeviriyorum önce. ‘Eski’ kokuyor kağıt. Hatta yaşlı.
Kokluyorum. Hafiften bir tıraş kolonyasının kokusunu hissediyorum.
‘ Pek Muhterem Hanımefendi;’ diye başlıyor mektup.
‘ Son ziyaretiniz bendenizi ziyadesiyle sevindirdi. Mahcup olmadım desem yalan söylemiş olurum. Zira ben sizi epeydir boşlamıştım. Hastalığım bahane olamazdı. Acılarımın içinde size ulaşabilir, sizin şifanızla şifalanabilirdim. Mamafih sizi kendi hüzünümle hüzünlendirmekten imtina ettim.
Hüzünlüyüm hanımefendi. Çünkü görüyorum ki; gençliğimizin ilk ışıklarından kamaşan gözlerimle ile daha sıhhatli bakabilseydim vakalara belki de şu anda yan yana olurduk.
Affınıza sığınarak yazıyorum bunları. Yıllar yılı bunları yazmak istedim ancak sizin dostluğunuzu kaybetmekten öyle çok korktum ki; sustum. Oysa şu anda hissediyorum hanımefendi. Bu size yazdığım son mektup olacak. Ölüm meleğinin aniden geldiğini söylerler. Lakin ben hissediyorum hanımefendi. Ölüm meleği günlerdir yanı başımda. Sanırım yüce Mevla bu yalnız kuluna acıdı ve yer yüzündeki son günlerinde daha fazla yalnızlık çekmemesi için ona ölüm meleğini vaktinden erken yolladı.
Son mektubunuzda sıhhatimi sormuşsunuz. Siz sorduğunuz zaman adeta diriliyor sıhhatim.
Şimdi sizden çekine çekine yazacağım bu satırlardan sonrasını. İçimde biriktirdiklerimi size anlatmadan göçmek istemiyorum hanımefendi.
Okuldaki eğitim günlerimizin sonu idi. Önce size, sonra kendi aileme daha sonra da kıymetli ailenize açılmayı tahayyül ediyordum. Heyecanlı idim. Önümde uzanan hayatı sizin gibi nadide bir hayat arkadaşıyla geçirmekti tek arzum.
Mezuniyet törenimizin bir önceki akşamıydı. Rahmetli eşiniz, benim yakın dostum, beni kahve içmeye davet etti. Bir konuda fikrimi almak istediğini söyledi.
Ne konuştuğumuz gün gibi ortada hanımefendi. Ancak şu kadarını izah edebilirim. Uzun hayatımda ruhumun kanadığını hissettiğim tek akşam o akşamdır. O andır. Tarifsiz bir acı ile kıvranıyor, rahmetli eşiniz, yakın dostumun konuşmalarını duymakta güçlük çekiyordum. Acıdan öyle bir kapattım ki bedenimi, tüm konuşmalardan yanlış sonuçlar çıkarmışım.
Elbette bunu yıllar sonra sizlerle karşılaştığımız toplantılarda parça parça idrak edebildim.
Hatırlar mısınız bilmem; toplantılardan birinde başka bir arkadaşımıza: ‘ İzdivaç teklifi beni çok şaşırttı. Hiç beklemiyordum.’ demiştiniz. İşte o anda dünyam bir kez daha başıma yıkıldı hanımefendi.
Oysa ben o gece rahmetli eşinizin konuşmalarından sizin de gönüllü olduğunuz sonucunu çıkarmış, geri durmanın daha münasip olacağına karar kılmıştım.
Ne gam!
Tüm hayatımı bir yanlış anlamanın istikametinde heba edişimdir en çok canımı yakan.
Rahmetli eşiniz yakın dostumun konuşmalarını tam bir dikkatle dinlemiş olsaydım, sizin habersiz oluşunuzu anlayabilir, ben de size bir izdivaç teklifi le gelebilirdim.
Eğer tüm bu hadsizliğime rağmen bu mektubuma cevap verirseniz, lütfen düşündüğüm bu ihtimalin hakiki yanıtını vermeyiniz. Uzun bir hayatın sonuna geldiğim şu zamanlarda tüm ömrümün bilinmeyenine bağladığım umutlu hayallerimi söndürmeyiniz.
Bağışlayınız beni hanımefendi. Tüm hayatımı dostunuz görüntüsü altında umutsuz bir aşkla yaşadığım için. Bilmiyorum. Belki de aziz hayallerime kara bir leke sürüyorum bu satırlarla.
Hayatım boyunca bir yuva kurmayışımın, yapayalnız bir yaşam geçirmemin nedenidir o aziz hayaller. Sizin mutluluğunuzu uzaktan seyretmek ve çocuklarınızın, torunlarınızın haberlerini almak bendeniz için daima bahtiyarlığa açılan kapı olmuştur.
Hanımefendi; müsaadenizle satırlarıma artık son vermek niyetindeyim. Dilerim ki; affınıza nail olabilirim.’
Şaşkındım. Aşkların bir tüketim malı gibi tüketildiği çağımızda böylesine bir mektup beni yüreğimden yaraladı.
Mektubun ve imzanın sahibini tanıyordum. Dedemin ve anneannemin üniversite yıllarından arkadaşlarıydı umutsuz aşkın sahibi. Zaman zaman aile ziyaretlerimizde bulunur, anneme ve dayıma bir amca bize de bir dede edasıyla davranırdı. Tam bir beyefendiydi. Ölçülü, sakin, kültürlü ve samimi bir insandı.
Son iki yıldır kanserle mücadele ediyordu. Dedemin vefatından sonra anneannemin hastahane ziyaretlerine biz eşlik ediyorduk. Bizleri gördüğüne memnun olur, biz yanındayken yalnızlığını rafa kaldırırdı.
Dikkatimi çeken tek bir nokta var. Mektubun tarihi ile anneannemin vefatı arasında aşkın sahibine yaptığımız hastahane ziyareti. Demek ki; anneannem affetmişti umutsuz aşkın sahibini. Kim bilir? Belki de…
Düşüncelerimi bu noktada bıçak gibi kesip atıyorum. Böylesine saf ve yüce bir aşkı düşüncelerimle dahi kirletmeye hakkım yok. Aşkın sahibi içinde biriktirdiklerini anlatıp göçmüş, anneannem de mektup sonrası ziyaretiyle umutsuz aşığı affettiğini belirtmişti. Bir ömür boyu sessiz sedasız süregelen aşkın tek kanıtı elimde duruyordu.
Şömine yalımları davet ediyordu mektubu. Davete icabet ettim. Hayatım boyunca gördüğüm en temiz aşkın tek kanıtını onun içine bıraktım.
Gözlerimden düşen iki damla yaşı silerken anneannemin vefatından bir gün sonra onun vefat haberini alışımızın tesadüfün çok ötesinde olduğunu düşündüm. Bu olsa olsa; saf aşktı.










çok etkileyici gerçekten..mektuplarınıza devam etmeniz dileğiyle…
Teşekkür ederim 🙂
Canım yorum kısmını yeni farkettim. Hoş ben görüşlerimi detaylıca paylasmistim zaten ama buraya da yazmak istedim. Merakla hasretle aşkla yenilerini bekliyorum:)