MODERN TOPLUMA TUTUK BAKIŞ YA DA BİREYİN ÇIKMAZLARI

0

Metinleri modern ya da post modern yapan değerler, onun gelenekteki yapıdan kopuşuyla bağlantılı olarak düşünüldüğünde, metinleri gerçekçilik, modernizm ve postmodernizm eksenlerinde konumlandırabilmek için bu ayrılışın niteliğine değinmek faydalı olacaktır. “Modern bireyi” anlamak için modern roman ve anlatılardaki “birey” ve “gerçeklik” algısına bakmak gerekmektedir. Nitekim modern birey ile modern romanın tarihi bir ve aynıdır. 18. yüzyıldaki epistemoloji ve ahlak felsefesi verileri, modern özneyi dış dünyadan duyumları alarak birleştiren bir sistem olarak kurgular (Armstrong). Bireyin kendini gerçekleştirebilmesi, bulunduğu sosyal dünyadan memnuniyetsizliği nispetinde mümkündür. Kahraman ne kadar rahatsız olursa, o kadar bireyselleşir. Özetle, bireyi vücuda getiren onun yaşadığı toplumla uyuşmazlığı, huzursuzluğu ve memnuniyetsizliğinden kaynaklanır.

 

René Guénon ise, tüm ezoterik düşünce akımlarında olduğu gibi, zahirbâtın düalizminden yola çıkarak gelenek ve gelenek sistemlerini temellendirir. Zahirîlik, daha basit ve kolay kavranılanı yani “görünen” gerçekliğe işaret ederken, bâtın olan içte ve derûnda olan şifâhî öğretinin konusudur. (Evkuran) Görünen, adeta içte kalanın kabuğu olarak algılanmaktadır, esas olan muhteva/özdür. Buna ulaşmak da zâhirden geçmektedir. Özetle, görünen varlıkların çokluğu üzerinden tekli bir sistem inşaasından bahsedilir. Bu sistem içindeki birey de doğası gereği biricik ve aynı zamanda bütüncül bir doğaya işaret etmektedir. Birey, makro kozmozun içinde yer alan mikro bir sistem olarak çizilmektedir. Özetle birey, kadim gelenek öğretisinin bütüncül bir parçası olarak buradaki seçkin yerini alır. Modern bireyi anlamak için modern romanlara gidildiği gibi, kadim geleneği kavramak da yine aynı yöntemi gerektirmektedir.

 

Bu anlamda Joseph Campbell ön plana çıkmaktadır. Campbell Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı çalışmasında, anlatıya mitolojik kodlarla yaklaşarak, “kahramanın yolculuğu” paradigmasını öne sürer. Anlatılarda bulduğumuzun hep şekil değiştiren; fakat buna rağmen olağanüstü biçimde aynı kalan “o hikaye” olduğunu iddia eder. Mitleri, insan vücudunun ve aklının eylemleriyle ortaya çıkan her şeyin esin kaynağı olduğunu da belirtir. Bu anlamda kahramanın yolculuğunda, anlatıdaki on iki temel adımın vazgeçilmez olduğunun altını çizer. Bu adımlarda kahraman; gündelik dünya, serüvene çağrı, çağrının reddi, akıl hocası, eşiği aşma, sınavlar/dostlar/düşmanlar, mağaraya doğru, ateşten gömlek, ödül, dönüş yolu, diriliş, iksirle dönüş
evrelerinden geçerek çıktığı yere tekrar döner ve bu döngü sonsuza dek sürer. (Campbell)

 

Bu metinde de Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1961’de yayınladığı Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Oğuz Atay’ın 1971’de yayınladığı Tutunamayanlar romanları “kahramanın yolculuğu” paradigması üzerinden (uyuşan/çakışan/şekil değiştiren yönleriyle) değerlendirmesi yapılarak modern roman/birey çerçevesindeki yeri tespit edilmeye çalışılacaktır. Elbette tüm karakterler üzerinden bir analize girişmek, bu ödevde hedeflenen sayfa niceliğinin aşılmasına sebep olacaktır. Bu yüzden çalışma, kahraman döngüsündeki ana karakterlerden Turgut Özben ve Hayri İrdal’ın anlatıdaki yeri ile sınırlandırılacaktır.

 

Gündelik dünya sayesinde okur, kahramanın yolculuğu başlamadan önce onu daha iyi tanır. Nitekim okur çoğu zaman yolculuğu kahramanın ya da kahraman aracılığıyla anlatıcının gözlerinden göreceği için kahramana alışmalı, ona güven duymalı, kendisiyle bir özdeşleşme yaşamalıdır. Böylelikle okur kahramanın kusurlarını, henüz erginliğe ulaşamamış olan kişiliğini tanımış olur. Bu iki romanda da sıkıntılı ve buhranlı çizilen bir gündelik dünya ve ona olan uyuşmazlıkların, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde özellikle toplumsal eleştiri ve Tutunamayanlar’da da bireyin çıkmazlarına işaret ettiği görülmektedir. Bu anlamda Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ndeki Hayri İrdal’ın dahil olduğu sosyal çevredeki “gelenek” ve “modern tutum” arasında kaldığı çelişki üzerinden bir toplum eleştirisini görürürken, Tutunamayanlar’da ise başlı başına döngünün işlemediği bir erginleşememe romanına tanık olmaktayız. Bu söylenenleri temellendirmek adına bu iki romanı yolculuk arketipi üzerinden temel olay örgülerini çıkararak tarihsel ve bir bağlama oturtmak faydalı olacaktır.

 

Olay örgülerine yolculuk paradigması ışığında incelemeden önce modern kurmacadaki yerini kesinleştirmek adına Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ndeki söyleyiş ve dil özelliklerine kısaca değinebiliriz. Bilindiği üzere hiciv yöntemleri çeşitlidir; parodi, utopia, hayvanlar dünyasını alegorik olarak kullanma, topluma bir yabancı gözüyle bakma (Montesquieu) vb… Berna Moran, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Montesquieu yönteminin farklılaştırılarak kullanıldığını iddia eder. Bu yöntemde bir toplumun sorunlu yapısını görmek için dışarıdan birinin, bu bölgedeki gözlemleri ve görüşü verilmektedir. Toplumun inançları gelenekleri, yaşam şekilleri bu çocuksu bakış üzerinden ilk defa görülüyormuşçasına soyutlanmaktadır. (Moran) Tanpınar’ın yöntemi de toplumu gözlemci kullanarak eleştirmektir. Moran toplumun, yalnız ve hayat dışı olan İrdal üzerinden eleştirildiğini söylemektedir. İrdal doğuştan farklıdır; fakat her ne kadar ayrıldığı yanlar da olsa eleştirdiği toplumun bir üyesidir, seyirci olarak bu toplumdaki yerini almıştır.

 

Hiciv, geleneksel, toplumsal ve ahlaksal değerlerle, yaşamda bunlara ters düşen davranışların yarattığı uyumsuzluktan kaynaklanır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde de modern Batılı toplum ve geleneksel hayat üzerinden bir çatışmayla, İrdal’ın yeniye olan tutukluğuyla temellenen bir ikilem inşaa edilmiştir. İkilikten kaynaklı buhranlar da hayati meselelerin (gelenek) şaka gibi algılanmasından kaynaklanan bir sebepten, ironik bir dille aktarılmaktadır. Bu anlamda İrdal tam anlamıyla meczup ya da soyutlanmış bir karakter değildir; ancak ileride değineceğimiz Tutunamayanlar’ın “kahramanı” Turgut Özben deli gibi çizilmiştir. Bu anlamda İrdal’ın yaptığı gözlem ya da eleştiriler kayda değerken Turgut Özben’in varoluş çıkmazlarına yoğunlaşmaktayız. Yolculuk paradigması bağlamında bakarsak, İrdal’ın günlük hayatı tamamen gözlemci şeklinde, işsiz ve yoksulluk içindeyken bir akıl hocası olan Halit Ayarcı’ya rastlamasıyla değişir, maceraya çağrıyı almış olur. Nitekim Hayri İrdal, Halit Ayarcı’yla karşılaşmadan önceki hayatını yaşanmış olarak kabul etmez. “Halit Ayarcı’yı tanımadan evvelki hayatım dedim. Fakat gerçekten buna bir hayat denebilir mi?” (Tanpınar) Dayısının aldığı saatle hayatının anlamını yavaş yavaş kavrayan İrdal, ayaklı saat Mübarek, küçük masa saati ve babasının koyun saatiyle içten içe bir farkındalığın işaretlerini sunar. Hayri İrdal’ın akıl hocaları olarak Halit Ayarcı, Nuri Efendi, Seyyid Lütfullah ya da Doktor Ramiz sayılabileceği gibi temel düzlemde onun hayatına yön veren kişi Halit Ayarcı’dır. Alınan en temel maceraya çağrı da da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’dür.

 

İrdal yeni dünyaya vardığında pek çok arkadaş, dost ve düşmanlar bulur. Buradaki temel “düşman” İrdal için şüphesiz “yenilik” fikridir. Temeldeki yeni ve gelenek çelişkisi İrdal’ı bu evrede de yalnız bırakmaz. Ama en önemlisi eşiği aştığı için baştan adapte olmakta zorlansa da burada yeni bir hayatın verdiği rahatlık içindedir. Burada dikkat çekilmesi gereken temel husus, İrdal’ın seyirci konumuyla beraber akıl hocalığını yapan Halit Ayarcı’nın erginleşememiş durumudur. Burada “erginleşmek” deyimi, bahsedilen döngünün kusursuz tamamlanmasıyla ilişkilidir. Erginleşememiş bir akıl hocasından dolayı, Hayri İrdal’ın da döngüsü eşiği geçmekle geçememek arasındaki arafta kalmıştır. Nitekim bu romanda İrdal’ın korkularıyla yüzleşip bir kahraman olarak tekrar sahneye çıkması gibi bir durum söz konusu değildir.

 

Bu anlamda Tanpınar, yeni bilinçteki mentor karakteri gülünçleştirerek toplumun Batılılık algısını da şakaya vurmuş olur. Kullanılan mizahî üslup, reel hayattaki akıl hocalığı yapan siyasetçi ya da bürokratların Batı meselelerindeki yetersizliğine de dem vurmuş olur. Enstitü ilk açıldığında yapılacak alımlardaki Halit Ayarcı’nın tutumunu buna örnek gösterilebilir. Kendisi durumun kontrolüyle alakalı kesin bir düşünceye sahip olmamakla beraber akıl hocalığını yaptığı henüz “erginleşmemiş” İrdal’ın da fikrini alır. “Azizim Hayri İrdal, bu gibi işlerde iki usûl vardır. Ya işi tamamiyle tesadüfe bırakırsın, yahut da namzetleri muayyen kategorilere ayırarak içlerinden birini tercih edersin…. Ben de aynı vaziyette olduğum için bu iki şıktan birisini beraberce düşünelim. İşi ilk tahlilde tesadüfe bırakmayı kabul edersek kuraya müracaat ederiz.” (Tanpınar)

 

Nitekim romanın son bölümünde Halit Ayarcı’nın başkanlığındaki Saatleri Ayarlama’ya kimse “gerçekten” itaat etmediği ve inanmadığı için dağılışının portresi sunulmaktadır. Ayarcı buna karşılık aldandığını itiraf ederek ortadan kaybolur. Geleneksel metinlerde de mentor karakterin / akıl hocasının ortadan kayboluşu, ana kahramanın döngüyü tamamlayabilmesi ve erginleşebilmesi için sorumluluk alabilmesi içindir. Fakat Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ndeki bu durum, tamamiyle mentor karakterin yetersizliği ve aldanışıyla bağlantılı olarak verilmiştir. Burada vurgulanan hem gelenekteki değerlerin soysuzlaşması (roman yapısı ve düzen) hem de Batılı değerlerin (yeni) anlamlandırılamamasına hizmet eden Moran’ın ifadesiyle ‘abes’lik duygusudur. Buradaki ‘saçma’ görüldüğü üzere varoluştan öte hiyerarşi ve yapıdan kaynaklı bir algının saçmalığıdır. Böylelikle hicivde militan bir gülmece olan mizah kullanılarak toplumdaki tarihsel bağlam eleştirilir. Bu sayede anokranizm kendine meşru bir alan bulur, “izafilik” ve “hakikat” kavramları bir mizah konusu olarak bu romanda değersizleşir. Belli bir erginlenmeyi ve dönüşümü ele alan geleneksel yapı da kırılmış
olur. Böylelikle Berna Moran’ın da işaret ettiği Tanzimat öncesi, Tanzimat, Cumhuriyet başları ve devamı şeklinde seyreden bir Türkiye panoramasındaki erginleşememe durumu gözler önüne serilmiş olur.

 

Öte yandan Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanına baktığımızda Turgut Özben’in ise toplumsal bir eleştiriden ziyade varoluşsal bir saçmanın içinde boğulduğuna tanık oluruz. Onun durumunda, insanı insan yapan durumların soysuzlaştırılmasından kaynaklı ironik bir dille karşılaşmaktayız. Buna örnek olarak Turgut Özben’in ölüm karşısındaki çaresizliği ya da Selim karakterini kurgulayışı gösterilebilir. Bu romanda ağırlıklı olarak insanın kendi varlığının veya varoluşuna dair tasarılarının toplumsal, ruhsal, ontolojik ve doğal gerçeklikle örtüşmediği bir durumun izlerini görürüz.

 

Turgut Özben başkahraman olarak kabul edildiğinde, ve onu “kahramanın yolculuğu” paradigması çerçevesinde ele aldığımızda, temelde inisiyasyon geçirememe, erginleşememe ve döngüyü tamamlayamama hatta buna tenezzül etmemenin romanını okumaktayız. Gündelik dünya Turgut’un zihin dünyasının keşmekeşi içinde verilirken, mentor karakter bu durumu düzeltmek yerine olayları daha da karıştırmaya hizmet etmektedir. Öyle ki akıl hocası olarak Turgut’un hayatında bir dönüm noktasını oluşturan Olric, bizzat Turgut’un kendi ürünüdür. Her ne kadar Süleyman Kargı, Selim ve Metin de akıl hocası olarak sahneye çıksa da burada temel anlamda Turgut’u soyutlayan
mentor Olric’tir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde olduğu gibi, bu romanda da mentor karakter ilk sayfalardan okura hissettirilir. “Henüz Olric yoktu. Henüz durum bugünkü gibi açık ve seçik, bir bakıma da belirsiz değildi.” ve ”Turgut’a yardım edecek kimse yoktu. Henüz Olric ufukta görünmemişti.”(Atay)

 

Tutunamayanlar, Turgut’un deyimiyle bir destan olarak görülmektedir. Bu destanda da yapı gereği “yolculuk arketipi”nde olduğu gibi yapısal bir bütün gerektirmektedir. Fakat bu romanda destanlarda ve kadim gelenekten gelen metinlerde gördüğümüz yapı tamamen ters yüz edilerek, içerikle uyumlu bir tutunamama romanının oluşmasına hizmet etmektedir. Saatleri Ayarlama
Enstitüsü’nde hiyerarşi ve toplumsal düzenin, gelenek ve modern “değer” algısındaki basitliği yansıtan mizah dili, bu metinde modern insanın varoluşunun toplumsal düzendeki yersiz ve gülünç oluşuna işaret etmektedir. Bu anlamda ironik dil, adeta modern toplumun dayattığı tipik insanı alaya
alan bir tutumun nişanesidir. Buna örnek olarak, “Teknik bir üslup seçmeliyiz; çünkü bizlerteknisyeniz.” ibaresi gösterilebilir.

Turgut Özben, hep soyut denebilecek durumlarla maceraya çağrı alır.Bu bazen aniden gelen okuma duygusu, bazen de herhangi bir işarettir. Fakat bu çağrıların hepsi Turgut’un zihin dünyasında harmanlanarak yersizleşir ve gündelik dünyadan itibaren hep bir eşikte olan Turgut’a anlamsız gelir.
Turgut, romanın en başından itibaren kendini “yeterli görmediğini” ifade eder (Atay). Gündelik dünyaya ayak uyduramaması, sosyal çevre ve toplum içinde yer alamaması yönüyle modern roman ve kurmaca anlamında bizlere önemli işaretler sunmaktadır. Fakat, ilk dönem modern romanlarda işaret edilen topluma uyumsuzluk ve ondan rahatsızlık bireysel mücadeleyi gerektirirken, bu romanda tamamiyle kendini soyutlama ve ayrıklaşmayla karşılaşmaktayız.

Olric hayata dahil olduktan sonra değişim sinyalleri alınır: “Hayatında ilk defa başka bir insan olma özlemini duydu.” “Değişmek, kendine yabancılaşmak demekti.” Turgut, Olric ile beraber gündelik hayatın sıkıcı dayatmalarından, kendi bilinci içinde başka bir eşiğin ardına geçmiş olur. Bu anlamda Turgut birçok macera çağrısı alsa da asıl çağrıyı Olric ile uzaklaşmadan alır: “Vaktim de var içim de var. Bütün kuvvetimle mi atılacağım maceraya?”. Fakat bu maceranın ardından kahramanda bir erginleşme beklenirken Turgut hiçbir şeyin değişmediğini, her şeyin aynı kaldığını söyler.
Olric ile beraber tüm karakterler, zaman ve mekan da Turgutun “benliğinde” erir, kaybolur. Her şey anlamsız birer saçmaya dönüşür, öyle ki Süleyman Kargı’nın ismini ve yüzünü dahi unutacak seviyeye gelir. Bu romanda da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde olduğu gibi öne çıkan, mentor karakterin romana verdiği anlamdır. Selim’in ruh halinin Turgut’a sirayet etmesiyle başlayan bilinç, bir yol gösterici olarak Olric’i yaratır. Yaratılan ve kullanılan tüm bu akıl hocası karakterler tutunamamanın döngüsünden geçtiği için de karakterimiz Turgut Özben de bu ruh hali içinde inisiyasyon geçirememenin romanının temel taşını oluşturmuş olur.

 

İronik dil ve Turgut’un içinde bulunduğu toplum eleştirisi yer yer göze çarpmakla beraber, bu roman için tamamen politiktir demek yanlış olacaktır. Nitekim bu romanın baş karakteri, Hayri İrdal gibi bir gözlemci değil, soyutlanmuş biri olarak çizilmiştir. Bu sebeple meczup gibi algılayabileceğimiz Turgut’un sistem eleştirisini, onun bu toplum içindeki varoluş çıkmazlarıyla görmekteyiz. Özetle, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Tutunamayanlar romanları için kullanılan dil ve yapının içeriklerine referanslar taşıdığını söylemek mümkündür. Hayri İrdal, bulunduğu çevrede bir seyirci olarak resmedilerek Doğu ve Batı / Gelenek ve Modern ikilemleri üzerinden eleştirel bir görüşün imkanlarını sunar. Modern romanın ve bireyin vazgeçilmezi olan toplumdan rahatsızlık bu anlamda baş gösterir. Tüm bunlara, Campbell’ın “yolculuk arketipi” üzerinden baktığımızda da mentor karakterin çaresizliğinden kaynaklı bir toplumsal çöküşün izlerini görmemizi sağlar.

 

Tutunamayanlar romanında da toplumdan rahatsızlıktan öte varoluşsal bir yetersizlik, geç kalmışlık duygusu ve imkansızlıklar silsilesi bireyi şekillendiren temel faktörlerdir. Genel düzene ve genel kabullere uyamamadan kaynaklı ontolojik buhranlar temellidir. Bu anlamda yolculuk arketipi bizlere ismen ve cismen tutunamamanın şeklini görmemize yardım etmiştir. Turgut, erginleşememe döngüsünden geçerek, başlarda izafi de olsa kabul ettiği mekan, yer ve karakterleri tamamen kaybetmiştir.

 

KAYNAKLAR
Atay, Oğuz. Tutunamayanlar. İstanbul: İletişim Yayınları, 2004.

Tanpınar, Ahmet Hamdi. Saatleri Ayarlama Enstitüsü. İstanbul: Dergah Yayınları, 2013.

Evkuran, Mehmet. “Réné Guénon Düşüncesinde Temel Konu ve Kavramlar.” Bilimname, X, 2006.

Nancy Armstrong, “Introduction” How Novels Think (New York: 2005), 127.

Berna Moran, “Türk Romanı ve Batılılaşma Sorunsalı”, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış I İstanbul: İletişim Yayınları. 1983. 922.

Berna Moran, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış I İstanbul: İletişim Yayınları. 224244.

Campbell, Joseph. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu. İstanbul: Kabalcı, 1999.
Tecimer, Ömer. Sinema Modern Mitoloji. İstanbul: Plan B, 2005.

 

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.