Oğuz Atay- Tehlikeli Oyunlar

2

Oğuz Atay, Tutunamayanlar romanından sonra üç senede yazdığı Tehlikeli Oyunlar’ı 1973’de tamamlamıştır. Oğuz Atay bu romanında “oyun oynama” yöntemini kullanmıştır. Roman içinde oyun, oyun içinde oyun gibi değişik bir yöntemi kendi tarzıyla birleştirmiştir Oğuz Atay.

Oğuz Atay’ın bu önemli eserinde baş karakterimiz Hikmet gerçekte yaşadığı şeyleri kendi kafasında oyunlaştırarak onları hafifleteceğini düşünür ya da tam tersi yaşamak istediği şeyleri, hayallerini de oyunlaştırır kendince. Hikmet bir nevi gerçeklerle oyun oynar. Hikmet’in kafasında oluşturduğu bu oyunlardan dolayı da kitapta birçok yerde Hikmet’in kendi kendine konuşmasına şahit oluyoruz. Hikmet yaşadığı şeyleri sürekli albayla paylaşıyor ve onunla dertleşiyor.
Kitabı okurken çoğu yerde albayın bir hayal ürünü olduğunu düşündüm ve diğer karakterlerin de Hikmet için bir hayal ürününden ibaret olduğunu sandım. Ama bazı yerlerde de tüm karakterler gerçekmiş havası vardı. Bizim okur olarak bu yanılsamaya düşme nedenimiz de oyun içinde oyun olan bir kitap olması… Neyin hayali neyin gerçek olduğu konusunda kararsız kalabiliyorsunuz okurken…
Oğuz Atay, Tutunamayanlar romanında olduğu gibi bu kitabında da bilinç akışı tekniğini kullanmış ve roman içerisinde bir çok türü barındırıyor. Yer yer şiir, mektup veya tiyatro oyununa rastlayabiliyorsunuz. Diyeceğim o ki; Oğuz Atay ikinci romanı olan Tehlikeli Oyunlar ile ününü ikinci kere kanıtlamış.
Kitabı okurken bir çok yerin altını çizdim  ve hayran kaldığım bu satırları sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Benim içimdeki çocuk büyümedi. Yıllardır taşıyorum içimdeki çocuğu ; yaşamadığı için büyümedi hiç, amcası.” Atay ne güzel ifade etmiş bazı yaşanmamışlıkların kaldığını, hayal kırıklıklarını… Başka kim şu şekilde ifade edebilir?
Çok beğendiğim bir başka cümle ise; “Aklımın içini örümcek ağları sardı; kafamın sandalyelerinde elbiseler, gömlekler, çoraplar birikmeye başladı; kurduğum hayaller, bir bekar odasının dağınıklığına boğuldu.” Ben bu satırlar döndüm dolaştım tekrar okudum çünkü çok etkilendim. Bir insan kafa karışıklığını ancak bu kadar güzel betimleyebilirdi… Bu satırlar bana sanki Oğuz Atay’ın kitabını değil de kendisini okuyormuşum gibi hissettirdi.
Yine Oğuz Atay’ın kaleminden muhteşem bir kitap okudum. Serinin devamını okumak dileğiyle diyorum ve bu harika eseri okumayanları da okumaya davet ediyorum.
Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.