Okuma Serüvenine Başlayışımın Kısa Özeti

İnstagram’da bir sayfam var artık ve YouTube’da bir kanalım…

Kitaplarımı paylaşıyorum, okuduklarımı da paylaşıyorum aslında okumadıklarımı da…

Belki insanlara bir toz zerreciği kadar da olsa bir faydam dokunabilir, belki bir arkadaşım, bir kardeşim; “bu adam “bile” amma kitap okumuş ya, belki de gerçekten güzel bir şeydir, denesem mi acaba” der de kendini kitapların dünyasına bırakıverir kim bilir?

Yaşamım boyunca geç kaldığımı düşündüğüm yegâne şey kitapların büyülü dünyasına girmek olmuştur. Lise hayatımın sonuna kadar öyle çok okuyan bir adam değildim, belki tek tük birkaç kitap okumuşumdur o da gerçekten ilgimi çektiyse.

Fakat ne olduysa liseden mezun olup üniversiteye girmek için mücadele verdiğim dönemde oldu. O zorlu süreçte hayatıma biraz olsun renk katabilmek için ilgimi çekebilecek bir şeyler okumak istiyordum. Yarı zamanlı olarak çalıştığım iş yerindeki arkadaşlarımın verdikleri tavsiyeler neticesinde şu anda en çok okuduğum kitaplar arasında bulunan polisiye roman türüyle tanıştım. Önce Ahmet Ümit’in tüm romanlarını bitirdim. Tabi ki bunda Başkomiser Nevzat ve ekibinin rolü yadsınamaz. Daha sonra yine polisiye romanlarla devam ettim, bu sefer John Verdon’un Aklından Bir Sayı Tut romanı ile başladım seriye. Dave Gurney gibi müthiş bir karakteri yaratan yazarın romanları gerçekten sürükleyicilik ve olay örgüsü adına kusursuza yakındı. Sonrasında Stieg Larsson’un Millennium serisinin ilk kitabı olan Ejderha Dövmeli Kız’a başladım.

Koca koca kitaplar çabucak biterken acaba bundan sonra ne okumalıyım diye düşünüyordum. Bir süre sonra baktım ki artık kitap seçmiyorum. Elime ne geçerse okuyorum. Roman, dergi, makale, deneme yani aklınıza ne gelirse. Tabi favori türüm olan romanlardan ve özellikle polisiye romanlardan vazgeçemedim, zaten öyle bir niyetim de hiç olmadı. Çünkü polisiye romanlar benim kitaplarla aramdaki yegâne bağ olmuştu. Onun yeri her zaman ayrı olmalıydı elbette.

Benden sonra kardeşim de benzer türlerle girdi kitapların dünyasına. Benden aldığı tavsiyelerle daha önceden okuduğum kitapları okudu. Birçoğunu o da benim kadar şaşırtıcı ve etkileyici buldu. Çok az noktada farklı düşündüğümüz oldu elbette. Benim çok beğendiğimi o az beğendi veya tam tersi oldu. Fakat en güzeli ne biliyor musunuz? Artık annemiz ve babamız bir şeyler okumadığımızdan değil gece geç vakitlere kadar loş ışıkta okuyor olmamızdan şikâyetçi. Tabi ki bu gerçek bir şikâyet değil, onların mutlu olduğuna eminim. Sanırım sadece gözlerimiz için biraz endişeliler hepsi bu…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.