Yine bir Stefan Zweig eseriyle karşınızdayım.
Olağanüstü Bir Gece, seçkin tabakadan olan bir adamın, bu yaşamına kadar dertsiz tasasız sefâ sürdüğünün, gün geçtikçe yaptığı şeylere karşı duyarsızlaştığını, duygularının körelmeye başladığını, yaşamdan zevk almamaya başladığının farkına varmasıyla başlar. O gece hayatının dönüm noktasıdır, bir davranışıyla hayatına yeni bir yön verişin hikayesidir.
Bakalım 7 Haziran 1913’te yaptığı bir ‘hata’ nelere bedel olmuş.
Yedek Subay, o gece yaşananların
üzerinden dört ay geçtikten sonra olanları her yönüyle inceleyip unutmamak adına yazıya dökmüştür. O gün at yarışında kendi oyununa düşerek yaptığı bir ‘şaka’ yüzünden nereden bilebilirdi ki gözünün açılacağını..
O gün at yarışında ayakkabısı ile bastığı mavi bilet, eski hayatından kurtuluş bileti olduğunu tabi ki kimse tahmin edemezdi.
Okurken ki ilk izlenimim yenildiği kötülük hissine kapılıp o yönde ilerleyeceğiydi, fakat olaylar farklı bir gidişatta ilerledi. Kitap bir çok duygu barındırıyor içinde (utanç, sevinç, kibir, şefkat, onur…) güzel tasvirler, ruhsal betimlemeler ve iyi bir gözlem..
“Bunu yapar yapmaz daha fazlasını istedim, daha fazla sevinç yaymak, daha fazla hissetmek, birkaç gümüş bozuklukla, birkaç renkli balonlarla korkuları, kaygıları gidermek, ruhları şenledirmek ne kadar kolaydı. İnsanları sevindirmenin bu kadar iyi ve kolay olduğunu niçin daha önce anlamadım.”
Kitaptaki son sayfalardan alıntıydı. Hiçbir hayat basit değildir göründüğünün aksine. Mutlu etmek bu kadar kolayken biz gerçeklere gözlerimizi kapatıyoruz, görmek istediğimiz kadarıyla görüyoruz hayatı. Fark etmeli çevremizi, gözlemlemeli. Hayat bu kadar basit değil, mutlu etmek bu kadar kolayken ve hissettirdiği canlılığa değerken neden bizlerde denemeyelim ?
Gerçekten olağanüstü bir kitaptı. Sizlerde o geceye tanıklık etmek istiyorsanız mutlaka okumalısınız..
.
.
Mevcî









