Daha evvel ki yazılarımızın bir kaçında Osmanlı Kültürünün kadim bir kültür olduğuna dikkat çekmiş ve çarpıcı örneklere yer vermiştik. Medeniyet teferruatta gizlidir sözü her manasıyla Osmanlı Medeniyetine sirayet etmiş vaziyette.. Maalesef günümüzde birçok medeniyet göstergesi olan değerleri yitirmiş olsakta  merhum Halil İnalcık hocanın dediği gibi ‘bu hazineden habersiz kör topal yaşıyoruz onun üzerinde..’
Osmanlı kadim bir medeniyet eşsiz bir kültür.. Yazının asıl konusu olan ‘saatler’ mevzusuna geçmeden evvel duyup hayretler içerisinde kaldığım bir bilgiyi paylaşayım..
Osmanlı’da bine yakın vakıf varmış.. Düşünün bir medeniyeti besleyen en mühim unsurlardan biri olan vakıf müessesine ataların verdiği önemi..
Bu bir değerli bilgi olarak yazının burasında kalsın..
Biz dönelim konumuza..
Bu kadim medeniyetin en vazgeçilmez unsurlarından birisi de saatler imiş..
Nasıl?
Bir kısa bahsedelim..
Osmanlı medeniyetinin genel özelliklerinden biri de kadim olanı ile moderni,dini değerler ile dünyevi olanı güzel bir şekilde harmanlamasıydı.
Saat unsuru özelinde bu ifadeyi düşünürsek;döngüsel zaman ile çizgisel zamanı,alafranga saat ile alaturka saati bağdaştırıyordu. Bu harmanın son demlerine şahit olan Ahmet Hamdi Tanpınar en mühim eserlerinden biri olan ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsünde’ kadim hayatımızın saat üzerine kurulu olduğunu söylüyordu.
Saat, dünyevi başarı ve zamanın göstergesinin yanında uhrevi bir öneme de sahipti.. ‘Günde beş vakit namaz,iftar,sahur ve her türlü ibadet saatle idi..
Saat dünyevi dakikaları sayma aracı değildi yanlızca Allah’ı bulmanın en sağlam çaresiydi ve bu sıfatla eskilerin hayatını bu nokta da idare ederdi.
Hatta saat kavramı Osmanlı medeniyetinde müesseseleşmiş.. Bazı kentlerin camilerinin avlularında muvakkıthaneler yaygındı..
Muvakkıthane kelime anlamı olarak ‘vaktin belirlendiği hane’dir.
Namaz vakitlerinin belirlendiği,takip edildiği hatta ufak çapta astronomi çalışmalarının yapıldığı yerlerdi.. Yapı olarak çok büyük olmayan 2 odalı mekanlardı.
Ayarlı-ayarsız saatler üzerine de düşünülmüş hatta belli oranda anlamlar yüklenmişti.. Saatin hem dünyevi hem de uhrevi bir mahiyeti vardı ayarlı yada ayarsız oluşu da derin anlamlar içermişti..
Hatta muvakkıt Nuri Efendi ‘Ayar saniyenin peşinden koşmaktır..’ diyor bozuk saatleri hasta insanlara benzetiyordu. Hasta,tabiatı gereği mazurdu.
Ancak ayarsız saatler başka..
O apacık bir suçtu ve ağır bir cürümdü..Hatta Nuri Efendi ayarsız saatlerin insanlara vakitlerini israf ettiriyor şeytanın en büyük oyunlarından biri olduğunu söylüyordu.
Ayarlı saatler hem dünyevi hemde uhrevi saadetin kapısını açardı.Ancak devletimizin çöküşü ile saatlerimizin ayarsızlığı paraleldi sanki.. Refik Halid Yenicami saatlerinin işlememesi karşısında büyük bir hüzne kapılıyordu..
Adeta alafranga saat ve alaturka saat edebiyat temsilcilerimizi de ikiye bölmüş vaziyette idi.. Saatlerin ‘eski zaman’ ölçenleri Ahmet Haşim’in;’yeni zaman’ ölçenleri ise Ahmet Mithat ile Ahmet Hamdi Tanpınar’ın gözdesiydi.
Kadim şahsiyetlerde  saat kavramı o kadar mühim ve müstesna bir yere sahipti ki  ‘sahibi saati değil saat sahibini ölçer.’ derlerdi.
Saat kavramı bu kadar müstesna bir yerde iken hatta muvakkıthane formunda müessese haline gelmişken Avrıpa’da meydana gelen saat kulesi akımından Osmanlı Devleti’de etkilenmiştir. İkinci Abdülhamit dönemine denk gelen bu akım da Sultan Hazretleri emriyle 9 adet Saat kulesi yapılmıştır..
-Yıldız Saat Kulesi
-Dolmabahçe Saat Kulesi
-İzmir Saat Kulesi
-Bursa Saat Kulesi
-Çanakkale Saat Kulesi
-Kayseri Saat Kulesi
-Bilecik Saat Kulesi
-İzmit Saat Kulesi
-Kastamonu Saat Kulesi (Sürgün Saat)

9 güzide şehre yapılan bu muhteşem eserler kentlerin simgesi haline gelmiştir.
Kayseri’de yapılmış olan saat kulesi Selçuklu mimarisine göre şekillendirilmiş;muvakkıthanesi olan tek saat kulesidir.
İzmit Saat kulesi ise 4 katlı olması hasebiyle en uzun saat kulesi olup,4 katında da farklı mimari yapıları barındıran saat kulesi olmuştur.
İçlerinde ki en garip hikayeye sahip olan saat kulesi ise Kastamonu Saat Kulesidir.
İstanbul Saray Burnu’nda bulunan saat zamansız çalan çanından dolayı Padişahın cariyelerinden birinin çocuğunu düşürmesine sebep olur ve İstanbul’dan Kastamonu’ya sürgün edilir. Bir diğer adı ise Sürgün Saat olarak anılır.
Saat kavramı medeniyetimizde mühim bir olgudur. Kaybettiğimiz bir değer ve ne yazık ki sadece kolumuza taktığımız yada evimizin duvarında olan dakika ve saniyeyi gösteren  bir aygıt konumuna geldi. Kadim medeniyette vazgeçilmez bir yere sahipti ancak günümüzde ne yazık ki o eski ihtişamına sahip olmadı…

Selam dua ve derin muhabbet ile..

 

 

 

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.