OTOMATİK PORTAKAL

0

İyiyi ve kötüyü seçebilmek… Eylemlerde iyi ve kötü olan arasında bir tercih yapabilmek…

İnsanın iradesini elinden aldığımızda geriye ne kalır? İyiye programlanmış bir insan gerçek bir insan mıdır yoksa artık ‘otomatikleşmiş’ bir yapı mıdır?

‘Otomatik Portakal’ kitabı işte tam da bu soruların üzerine inşa edilmiş.

Anthony Burgess’ın 1960’lı yıllarda yazdığı ve en iyi eserlerden biri olarak kabul edilen Otomatik Portakal’ı bir günde bitirdim. İlk on beş sayfada kitabın içine girmekte biraz zorlanmış olsam da daha sonra, tabiri caizse kitabı elimden düşüremedim.

Sorumsuz ve şiddet düşkünü gençlik çeteleri özellikle geceleri hayatı insanlara dar etmektedir. Soygun, ölçüsüz şiddet ve tecavüz sokaklarda hatta evlerinde oturan insanların başındadır. Burgess tüm bu şiddeti Alex üzerinden anlatmaktadır.

Alex ölçüsüz şiddetin esir aldığı bir gençtir. Dört kişilik çetesinin lideridir. Uyguladıkları şiddet her geçen gün artmaktadır.

Ancak Alex’in hayatı mahkum olmasıyla yön değiştirecektir. Hükümetin uyguladığı ‘beyin yıkama’ programının ilk mezunu olacak ve artık şiddetten nefret eden bir birey haline gelecektir. Alex artık otomatik olarak şiddeti reddeden ve ‘iyi’ eylemlere programlı bir insandır.

Peki, kitaptaki rahibin dediği gibi, iyi olma hali özgür iradenin dışında gerçekleştiği için bu beyin yıkama programı ne kadar ahlakidir?

Ve Alex artık ne kadar Alex’tir?

İrade konusunu irdelemek açısından güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Burgess’ın kulladığı üslup beni etkiledi. Kitabı elimden bırakamama nedenlerimden biri de budur. ( Hatta kitabı okurken Hakan Günday ve Emrah Serbes lezzeti aldım da diyebilirim. Hatta elimde olmadan bu iki yazarın Burgess’dan etkilenmiş olma ihtimallerini bile düşündüm. )

Zaten modern klasiklerden olan bu kitabı sağlam bir psikoloji içindeyseniz okumanızı tavsiye ederim.

Herkese keyif dolu okumalar dilerim. Esen kalın.

 

 

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.