Sadece üç kelime olan ama üzerine en çok yazıp çizilen şeye Aşk adını vermişler. Bu yazımda bu konu üzerinde biraz sizinle hasbihal etmek istedim. Biliyorum sayısı milyonları aşan aşk eserleri mevcut. Mevcut eserlerden hakkını yiyemeyeceğimiz kadar iyileri de var; ama bunların içerisinde ne yazık ki aşkın kıymetini veremeyenlerde var. Bir bakıma aşkın hakkını vermeyenlere karşı bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Tabi ki burda amaç ders vermek değil, aciz kul olarak bu ne haddime …
İlk olarak aşkın başlangıçtan günümüze kadar geçtiği evrelere bakalım. İlk ilahinin aşkı olan Adem, sonra kul-Allah aşkı olan Hz.Muhammed(sav), sonra kutu aşkı olan televizyon, en son olarakta hayvani aşk olan hayvan. Maalesef ki şuan kendi eserimiz olan hayvani aşk evrimini yaşamaktayız. Üstelikte bu süreçte de hakiki aşk üzerinde konuşmaktan da hiç vazgeçmeyenlerdeniz. (sözüm meclisten dışarı). Şimdi diyeceksiniz bu kadar laf ettin o zaman sana göre aşk nedir? Aşk dile alınmayacak kadar özel, dilden ayrılmayacak kadar da bağımlı olmaktır. Gönüllerin bağımlılığıdır, kendinin fedakarlığıdır, fedakarlığın karşılık beklemesidir, umuttur, bekleyiştir, birbirinin eksiklerini gidererek ”Adem Elması” olmaktır, geçici bedeni yakıştırmak değil üfürülmüş ruhları yakıştırmaktır, toprağın özelliğini taşımaktır en önemlisi de kelimelerle kalıplaşmayacak kadar özgün ruha sahip kalbin işlevidir. Ayrıca her bir insan dünyaya geldikçe yanında aşkın yeni anlamlarını da getirmektedir ve her bir insan vefat ettikçe kendisiyle birlikte yanında aşkın anlamını da götürmektedir. Peki onca aşk hikayeleri okudunuz veya yazdınız hiç düşündünüz mü bunların içinden hangisi en özel olan?. Bu yazıyı yazmadan önce çok düşündüm Ferhat mı, Mecnun mu, Romeo mu, Salahaddin Eyyubi mi vb. .. Aşklarını elekten geçirdim ama hep bir eksiklik buldum, bir şeyler yerine oturmuyordu. Ama sonunda buldum aşkın evresi olarak gördüğüm Hz. Muhammed(sav) aşkıydı. Hiçbir eksiklik yoktu. Hz.Muhammed(sav) Allah ile aşkında kendinden fedakarlık, çaba , keder, havf, sıkıntı, sevinç, karşılık, insani özellik… Kısacası bu zamana kadar kağıtlara dökülmüş aşk tanımlarının hepsine mevcut bir dönem. Bu dönemi biz Osmanlı’nın çöküşünde kaybettik. Sonrasında ise bahsettiğim ondan sonraki dönemler ortaya çıktı. Aşkta daha da toparlayamadık kendimizi bir çöktük çöküş o çöküş. buna rağmen övdüğüm evreyi yaşamaya çalışan tek tük kişiler bulunmakta. Bunları gerçekten tebrik ediyorum. Umarım bu kişiler aşkı yaşamları ile birlikte yazar da bulunduğumuz evreden kurtulmuş oluruz.
Sonuç olarak bırakalım artık aşkı yazmayı da biz kendimizdeki aşkın anlamını bulup samimi yaşayanlardan olalım. Aşkınızın masalı hayvani evreye darbe vurması ümidiyle selametle kalın…









