Saplantılı Bir Koşucu: Amok Koşucusu – Stefan Zweig

0

Stefan Zweig’in aşırı akıcı öyküsü. İki saatte falan bitti; su gibi akıp gidiyor kitap. Kendine has mest edici betimlemeleriyle yine olağanüstü bir sanat eseri yaratmış Zweig.

Çöküş içindeki bir insanın psikolojik buhranı, hastalıklı bir fikre takılıp kalmanın ezici duygusunu öyle ustalıkla, öyle gerçekçi vermiş ki…Kitabın ismiyle içindeki olayın uyumu, birbirine bağlanışı çok başarılıydı.

Kitapta olayı anlatan adamın, o meşhur kadının kocası olmasını bekledim. Öyle olsaydı oldukça şaşırtıcı bir son olurdu bence. Ama kadının kocası farklı bir kişi çıktı. ( kitabı okuyanlar ne demek istediğimi anlamıştır.)

Stefan Zweig’ın eserlerini okudukça yazarın zihnine girmeye başladığımı düşünüyorum. Her ne kadar kurgu da olsa, eserin bir parça gerçekliği de barındırdığını unutmayalım. Özellikle intihar ederek ölümü seçmiş bir kişinin ruhen bir bunalımda olduğunu düşünüyorum. (Yahudi soykırımı, Alman nazi hareketi… Dünya siyasetini düşünürsek aslında dönemin genel ruh hali bu. )

Saplantılı, takıntılı insanların ruh hallerini okumaktan hoşlanan insanları bu kitaba alalım. İyi okumalar dilerim.

Alıntı:

”Amok mu? Galiba hatırlıyorum… Malezyalılar’da görülen bir tür sarhoşluk…”
.
.
“Sarhoşluktan öte bu… Çılgınlık, insanın öfkeden gözlerinin dönmesi… İnsanın korkunç, delice bir saplantıya kapılması, öyle ki hiçbir biçimde alkol zehirlenmesiyle kıyaslanamaz…” .
.
“Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor… Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta… Tıpkı benim odamda oturduğum gibi… Sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor… Yoluna ne çıkarsa, insan olsun, hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor… Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor… Ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle korkunç koşusunu sürdürüyor…”

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.