Üniversitede okurken, yaklaşık iki-üç yüz sayfalık kısaltılmış bir Savaş ve Barış romanı okumuştum. Romanı o kadar zannetmiştim. Ancak yıllar sonra iki kocaman cilt olduğunu görünce içimden gerçek kitabı okumadığımı, aslına uygun olan hacimdeki kitabı günün birinde mutlaka okumam gerektiğini düşündüm. Geçtiğimiz kış bu emelime kavuştum. Tahmin ettiğim gibi bambaşka bir Savaş ve Barış okudum.
Lev Tolstoy, Savaş ve Barış romanını 37 yaşındayken yazmaya başlamış. Romanda 1863-69 yılları arasında yaklaşık yirmi yıllık bir süreyi kapsayan Fransız-Rus savaşlarını anlatmış. İki tarihi kişilik olan Napolyon ve Çar Aleksandr’ı ele almış. Kişiliklerini ve iki ulusu, savaşı ve sonuçlarını değerlendirmiş.
Tolstoy bir dergiye yaptığı söyleşide, romanı beş yılda ve insanüstü bir gayretle yazdığını ifade etmiştir. Savaşa bir edebiyatçının, bir tarihçiden nasıl farklı baktığını ve nasıl anlatması gerektiğini asırları aşan bir kudretle ifade etmiştir.
İki ciltlik ve yaklaşık 1810 sayfalık eser, bazı yerlerde bir destan formuna bürünür. Tolstoy kendi ifadesiyle, romanın, Rus savaş vakanüvisi ya da destanı olarak görülebileceğini söylemiştir. Romanda on beş kadar ana karakterden başka ara karakter ve askerlerle beraber 400’ü aşkın isim geçmektedir.
Roman, insanın gözünü korkutacak kadar kalın olmasına rağmen sürükleyici bir dili var. İnsana şapka çıkartan türünden öyle edebi cümlelerle yazılmamış. Onlar arada çıkıyor karşınıza. Daha çok artarda olay akışlarıyla örülmüş uzun roman.
Çarlık Rusya ve Fransa arasında yaşanan savaş yıllarında Rusya’daki sosyal hayatı, üst düzey aileleri Bolkonsky ve Rostov ailelerinin üzerinden işlemiş. Bu iki aile üyelerinin hikâyelerini, Fransız Rus savaşı eşliğinde tüm Rusya’nın portresini çizmek için kullanmış. Saray insanlarının duygu ve düşüncelerini, karakterlerini ve konumlarının değişmesiyle değişen duygu ve davranışlarını, ikiyüzlülükleri anlatmıştır.
Kişisel ilişkilerden, hayatlardan ulusal tepkilere geçiş yapar. Savaşa götüren şartların, bizzat içinden savaşın, hayatın, ölümün, insanların, liderlerin, yüzbinlerce insanın ölmesine karar verme hakkını kendinde bulan o liderlerin duygu, düşünce ve yaptıklarının ve ölen insanların hezimet ve zaferlerinin destanını yazmıştır.
Aslında Savaş ve Barış, en aşağıdakinden en yukarıdakine kadar bireysel ve toplumsal tüm duyguları, hayatı anlatmış. Aşkı, evlenmeyi, hangi beklentilerle evlenildiğini, Nataşa Rostov üzerinden anlatırken, sadakatsizliği, sadakati, dürüstlüğü, bencilliği veya fedakârlığı benzersiz olaylarla, kişilerle ve gelişmelerle işlemiştir. Rus ordusu başkomutanı yaşlı General Kutuzov, tedbirli, vatansever Rus subaylarını temsil eder.
Savaş ve Barış, bence üç dört müstakil ve muhteşem ayrı roman içeren büyük bir romandır. Romanın tümünü Rus insanının iç dünyasını, sosyal hayatını anlatan modern çağ Rus destanı olarak yorumlayabiliriz. Edebiyat tarihçileri dünyanın gelmiş geçmiş en güzel on romanından biri derken, Tolstoy’un en büyük eseri olduğunda ittifak etmiş gibiler.
Savaş psikolojisini, savaşa karar vermenin, bir iki veya daha fazla liderden mi yoksa karmaşık istek, duygu ve düşüncedeki binlerce insanın histerik arzularından mı yoksa hepsinin üzerinde bir takdirden mi ortaya çıktığını ince analizlerle ve derin tetkiklerle, açıklayıcı deliller ve izahlarla ortaya koymaya çalışmıştır. Büyük usta en ağır savaş ortamlarını anlatırken aynı anda basit erkek kadın arası duygu etkileşimlerine geçişler yaparken aslında okuru, hayatın böyle bir şey olduğuna ikna eder.
Oradan en zor sosyal ve tarihi meselelere geçer. Zafer veya yenilginin deha sahibi liderlerle mi yoksa asker sayısı, silah, teçhizat, (şimdi teknoloji) mühimmat fazlalığı ile mi veya bir askerin yüreğinden çıkan, kaçalım veya hücum, nidasından mı ortaya çıktığını anlatıyor. Sonucun, kimin daha çok insan öldürdüğü sayısıyla bağlantısı var mı sorusunu hem realist hem kaderci bir bakış açısıyla irdeliyor. Doğal olarak kararı okura bırakıyor.
Romanı okurken insan hayatında manevi değerlere ne kadar çok ihtiyaç olduğunu sık sık hissettirir. Masonluğa da bu açıdan bakarak, insanları davet ettiği değerleri işlemiştir. Bu gizemli kulübe nasıl girildiğine ve işleyişine dair uzun bir merasimi önemli karakterlerden biri olan Pierre Bezuhov’un girişinde başka yerde rastlayamayacağınız pek çok detayla anlatmıştır.
Napolyon’un Moskova önlerine gelişi, Moskovalıların onu karşılayacağını boşuna beklemesi ve halkın şehri boşalttığını fark etmesiyle zaferinin tadını çıkaramayışını, Kutuzov’un çatışmadan şehri teslim edişinin aslında şehri yıkılmaktan korumak olduğunu harika bir şekilde işlemiş. Fransız ordusunun kış şartlarında Moskova’da tutunamayışı ve geri çekilmesi sırasında Rus ordusunun onları takip ederek, vur kaçla zayiata uğratması ve kesin zaferlerini mutlak hezimete döndürmesi olağanüstü çok güzel anlatılmıştır.
Bir vakanüvis gibi savaş raporlarına, hatıratlara sadık kalarak, tarihi olayları en ince detaylarına kadar anlatmıştır. Savaşlar, kronolojik olarak anlatılırken birden felsefi, psikolojik veya sosyal bir konuyu ele almış. Satır aralarında, Rusya’nın Avrupa kültürünün istilasına karşı direnmesinin hikâyesini de işlemiştir. Yazar insan, hayat, ölüm, savaş, lider, kahramanlık, sade insan duyguları gibi konular hakkındaki fikirlerini açık, anlaşılır bir dille hatta ayrıntılı olarak Prens Andrey üzerinden anlatıyor.
Romanda geçen her şey, insanı araştırmaya sevk eden tarih ve kültüre hâkim bir dille anlatılmış. Roman bitmeden Napolyon’un, Çarlık Rusya’sının, Moskova veya Sen Petersburg’un tarihini araştırmaya başlıyorsunuz. Dini değerleri kitabın içine serpmeyi büyük bir yetkinlik ve ustalıkla başarmış. Kitap okunup da dine merak ve hayranlık duymamak imkânsız görünüyor. Duaları, hikâyeleri, arada İncil’den ayetleri en etkili biçimde kullanmış.
Hayatı muhteşemliği veya basitliği ile ele alıyor, “Yaşamın sadece yaşam olarak bir anlamı yoktu. Sürekli hissettiği bir bütünün parçası olarak anlamı vardı, derken ve ölümü detaylı anlatırken, Kur’an’dan, “Hayat bir uykudur. Ölüm ile uyanırsınız,” ayetini bildiğini, onu işlediğini düşünürsünüz.
Tolstoy romanlarında tasviri ustalıkla kullanmıştır. Savaş ve Barıştaki karakter Pierre’nin bir tepeden baktığı savaş alanı tasviri ile bence tüm edebiyat tarihinin en gerçekçi savaş alanı tasviridir. Türk Edebiyatının Savaş ve Barış’ı diyebileceğimiz Mehmet Niyazi’nin Çanakkale Mahşeri romanındaki tasvir ve üslup yer yer Tolstoy’un anlatımını hatırlatır.
Her roman yazan aslında kendi romanını yazar, diye düşünürüm. Peki Tolstoy, Savaş ve Barış’ın neresinde derseniz, satır aralarında derim. Yaşanmış büyük bir savaşın romanını bence gerçeğe sadık kalarak yazmış. Fakat aralara giren, hayat nedir sorununu, savaşın barışın felsefesini, savaşan insanların psikolojisini anlatırken, işte orada araya Tolstoy girmiş, kendini ve ailesini anlatmış.
Huysuz ihtiyar Prens Bolkonski’nin, Tolstoy’un, annesi tarafından büyük babası Prens Volkonski’ye çok benzediği öne sürülmüştür. Sorumsuz ve bohem yaşayan Nikolai ve Uya Rostov da babası ve dedesini andıran özellikler taşıdığı söylenmiştir. Romandaki Sonya ve Marya’nın da ailesinde benzerleri vardır. Romandaki Bolkonski ve Rostov aileleri arasındaki ilişkilerin kendi aileleri arasındaki ilişkileri çok andırdığı iddia edilmiştir.
Savaş ve Barış yazıldıktan sonrasına bakacak olursak, birçok ünlü ressam romandaki tasvirlere göre sanat tarihindeki çok önemli savaş tablolarını yapmışlar. Roman birkaç defa büyük prodüksiyonlarla filme çekilmiş. Senaristler, kıyafetlerden, saraylarda verilen balolara ya da savaş sahneleri ve muhteşem av partilerine kadar romandaki dekorlara bakarak kurgulamışlar.
Dünyada hemen hemen her dile çevrilmiş, yüzlerce kez basılmış ve her dönem en çok okunanlar listesinde olmuştur. Avrupa ve Amerika’da 2000 li yıllara gelinceye kadar, aileler çocuklarının gelişmişliğini anlatmak için, “Çocuğum Savaş ve Barış’ı okuyor” demiştir.
Küçük bir öneriyle inceleme-değerlendirmemi sonlandırmak istiyorum. Gençliğe Savaş ve Barış’ı tanıtmamız ve okutmamız gerektiğine inanıyorum. Ancak ‘Hız ve haz çağı’ olan günümüzde, böylesi uzun okumalara gelemeyen gençlere 1800 sayfalık çok uzun bir metni okutmanın güçlüğünü de görüyorum.
Benim önerim, Tolstoyolog diyebileceğimiz, Tolstoy uzmanı edebiyatçılar, bir araya gelerek, mesela Fransızca tekrarları ve yüzer sayfaya yakın tutan av sahnesi ve Masonluğa katılım merasimi anlatımı gibi bölümleri çıkartarak, romanın özünü ve edebi tadını bozmadan, sayfa sayısını makul bir seviyeye getirse, okutma imkânı daha çok olacaktır. Biliyorum, piyasada kısaltılmış kitaplar var. Fakat acemi cerrah gibi neresinden kesip kısaltıldığını bilmediğimiz o kitapları insan tavsiye edemiyor.
Uzmanların kısaltacağı ve onaylanmış bir kısaltmayı gençlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliriz. Saygılarımla.
Nazım İntepe
Instagram Hesabı: @yazardoktor









