Özlemek..
Seni özlemek, aylarca susuz kalmış bir toprağın, bir damla suya hasret kalması gibiydi.
Seni özlemek, saatlerce aç kalmış bir bebeğin ağlayışları kadar acıydı.
Seni özlemek zordu.
Öyle zordu ki, bir çırpınış, ağlayış, bekleyişti adeta.
Sanki hiç geçmeyecek bir hastalık gibi gün be gün her yerime yayılmıştı. Artık bütün bedenim seni arıyor, baktığım her yer sen oluyordu. Bütün kokular seni hatırlatıyordu artık bana ama hiçbiri sen değildi.
Ya şu esen poyraz, seni bana getirir miydi?
Özlemek, seni her gün sabırla beklemekti. Umutla, aşkla. Nedensizce beklemek.
Nefes almak kadar mecburdum sanki her bir zerreni düşünmeye. Düşündükçe sevmeye, sevdikçe tekrar özlemeye mecburdum.
Aşk öyle yüce bir şeydi ki, bütün zorluklara da hüzünlere de özlemlere de çare oluyordu.
Aşk bir de fedakârlık etmekti. Kendinden bir şeyler bırakıp ona koşmaktı.
Ve seni özlemek, sana susamaktı.
Sen hiç bana susadın mı?









