…Seni bana bir türlü unutturmuyor…
Şimdi yeter miydi bana sadece geçmişi özlemek…
Eski anıları karanlık boş tavanıma baka baka hatırlamak mı benim payıma düşen…
Sadece “ahhh be” diyeceğin bir telefonunla bile elimde yol iz olmadan,koşa koşa şehrine geleceğimi bildiğimden bizden bu kadar kaçmam,susmam,senden kaybolmam….
Bir “özledim” duyarsam senin sesinden ,önüme dizilmiş bütün duvarları yıkıp,soluğu yanında alacağımı bildiğimden bu vaz geçmişliğim….
Anılaaarrr ahhh bomboş tavanıma bakarken susmayan geçmişimizi hatırlamamak için;
Gülerken çektiğimiz Bütün resimlerimizi,mektuplarımızı,çocukluk ve askerlik albümlerini dahi atamayışım. Atmayıp bakamayışım..Şimdi hepsi sandık altında bir ayakkabı kutusunun içindeler ama elimi ne zaman uzatsam ,anahtarları sende unutulmuş 40 kat kilitlenmiş gibi sanki açamıyorum.
Sen bilmezsin ama biri adını geçirse bana herhangi birinden bahsediyormuşcasına!! İçim,elim,ayağım buz keser titreme nöbeti geçiririm.Senin adın geçer öylesine benim nefesim kesilir,sanki boğazımda keskin bir bıçak unutulmuş da ,her yutkunduğumda içime batıyormuşçasına acıtır!ben bunları yaşarken içimde Dünyaya susuyorum ama saklarım…kimsecikler de anlamaz..
Akşam olup da el ayak çekilince girip üzerime kilitlediğim mabedim,sığınağım.Her dertten kurtarıp kucaklıyor da .Konu senden açılınca en çok o sıkıştırıyor yaa beni!Şimdi bizim bile diyemediğim ama görür görmez aşık olup birlikte aldığımız gri koltuk takımım,bir türlü anlaşamayıp sonunda ikimizinde kendi beğendiğini aldığı senin ki İstanbullu,benim ki Parisli nevresim takımlarım,sen siyah istiyorken sırf ben beyaz seviyorum diye bütün mobilyacıları bir bir gezip de bulduğun devasa bembeyaz yatak odam.Sana daha çok vakit ayırayım diye sürpriz yapıp evi karıştırmışlardır hikayesiyle gönderdiğin bulaşık makinem ve eskiden bir tarafı sana ayrılmış şimdi ise yüklük olan gardropumun sağ tarafı…Evimdeki hiçbir şeye bizim diyemiyorum asla.Onları seninle hatırlamak yasak ve bana günahmış gibi.Hiçbirinin hikayesi yokmuş da sadece eşyalarmış gibi…
Resimler 40 kat kilit altında durabiliyor,Seni soranlara otomatik cevaplarım ve daha da meraklısına ezberlediğim 3-5 hazır metnim bile var artık! Eşyalarımı ise sadece eşya olarak kabullendim… Neredeyse 3 yıl olacak ve artık öğrendim hepsinin içinde sensiz de yaşayabilmeyi…
Ama..Ama…Ama…
Peki ya senin kopyanı ellerimle büyütmek…
Her şeyiyle sen olan bir adama büyümeyi öğretmek…Daha dört yaşında ama ;
Bana olan aşkını anlatışı,kızdığında gözlerini kocaman açıp bakışlarıyla herkesi korkutması,titizliği,damak tadı,suratı,ten rengi,saç rengi,kirpiklerinin kıvrımı,yanağımı yada saçımı severek uyuyabilmesi,kabus gördüğünde gece beni uyandırıp dehşetle anlatması,yapamıyorsa kolayca kabullenip vazgeçmesi,hırs yapmaktansa yenisini keşfetmeyi tercih etmesi,domatesi elma gibi ısırarak yemesi,meyvelere düşkünlüğü,ilgi görmeyince delirmesi,ellerinin sanatçı eli olması,takdir edilmeyi ve ilgiyi sevmesi,verilen görevleri kusursuz yerine getirmesi,tükçeyi düzgün telaffuz etme çabası,tatlı sevmeyip sütünü bile şekersiz içmesi,güzel kokmak için her gün parfüm sıkıp hep duş almak istemesi,yüzüme bakarken gülümseyerek dalması ahhhh… dört yaşında bir çocuğun öcülerden korkması gerekirken “ben hepsini döverim sen sakın korkma Annecim”deyip bana güven vermek için karşımda dimdik duruşu…
Seninle büyümekten,seni örnek alma hakkından yoksun bırakılmış bir çocuğun bakışıyla,duruşuyla,karakteriyle birebir senin kopyan olması…
İçimdeki ateşi zamanla köze çevirebildim. Beni nasıl yakmayacağının yollarını da buldum bulmasına ama bu senin çocuğunun bana sen gibi bakmasına bir çare bulamadım…Yüzüne bakmaya doyamıyorum ama o yüze bakınca senin silüetini görmeye de dayanamıyorum…
Tam geçti bitti sanıyorum “rüyamda babamı gördüm.O da bizimle brraber yatıyordu” diyor
Tam acıtmaz artık bu acı,bitti diyorum.evdeki Priz bozuluyor.”Anne dur babamın alet çantasını getireyim,babam bana öğretmişti.Ben tamir ederim” diyor
Sonra yine unuttum derken,pat diye “Anne ben babama gittiğim zaman seni çok özlüyorum” diyor
Sonra baktım unutulmuyor içip içip ağlıyor ,Onunla dertleşiyorum “baban da burada olsaydı keşke değil mi?” diyorum
“Ben babamla konuştum bana dedi ki ‘ağlarsanız gelmem ben’Sakın ağlama annecim yoksa babam hiç gelmez,sen şimdi uyu ben onu sabah arayacağım” deyip gözlerimi öpüyor.Ben ağlıyorum diye korkup ağlayacağına bana hikaye uydurup,ikna ediyor!!
Yani olmuyor be Adam!
Ne zaman unutsam oğlun bir cümle kuruyor içimdeki köz cayır cayır alevleniyor.
Ne zaman Özledim be yeter artık deyip içip içip kussam,”çorapsız bastın yerlere üşüttün ,hasta oldun annecim”deyip üzerime battaniye örtüp uyuyana kadar başımda bekliyor…
Oğlun diyorum…ne Seni bana unutturuyor ne de canımı yakmana izin vermiyor!!!
Oğlun diyorum..Sen tanımıyorsun onu ama aynı sana benziyor…









