Bu susuşlarımızın nedeni nedir?
Bu içten içe aldanmalarımız, yanmalarımız, çırpınışlarımız niye?
Neden geçip karşıma konuşmuyorsun,
Sende bir cümlelik hatır bırakmamış mıyım?
Hiç mi oluru yok, alttan alan taraf hep ben olmak zorunda mıyım?
Gel, yer değiştirelim bay gurur.
Nazlanan ben olayım, sızlanan ben olayım, gizlenen ben olayım.
Yalvaran sen ol, katlanan sen ol, avare dolaşan sen ol.
Gel, yer değiştirelim. Gel de gör bakalım,
Neymiş sensizlik, çaresizlik…
Yaşattığını geçer mi sanırsın, idare edemiyorum.
Senin hakkın yok bana kendini alıştırdıktan sonra kaybolmaya,
Hakkın yok, her bir harfini bekler olduktan sonra diline ket vurmaya…
Hem hiç hakkın yok, yıllara meydan okurcasına yüreğimde kök salmaya…
Ruhun ruhuma değdi ya, imkanım yok unutmaya.
Anlat, nice vakittir seni çözemeyişimi.
Anlat, bir şeyler söyle, ister yalan ister saçma.
Sen hep buradayken hiç burada olmayışını anlat.
Ayaklarım çıplak, kalp kırıklıklarımıza basıp da sana yürüyüşümü anlat.
Değişen bir şey yok.
Ben yine saatin 12’yi vurduğu noktadayım,
Sıfırdayım, çizginin ötesindeyim.
Gözlerinle karşılaştığım yerdeyim.
Egzozun karası, insanın karası, sevdamın karası…
”Onların” arasında kaybetmişim seni.
İki sokak ardımdasın belki, iki sokaklık mesafede kaybetmişim seni.
Yüzüm gülümser de o zamanki suretine,
Aslın, iki kişilik ülkeyi ”onlara” mesken ettirince kaybetmişim seni.
İncitmenin dahi bir değeri kalmayınca kaybetmişiz birbirimizi.
Kilometreler kâr etmez ki bir kalpten diğerine kilometreler aşılamadıkça,
Saniyeler, saliseler geçsin ne çıkar? Bir kalp hep diğerinin ”sonsuzluğu aşk geçe”sinde kaldıysa…
Güneşin doğuşu, güneşin batışı, bitip tükenmez satırlar
Seni bana beni sana çağırır.
Kurtul ayrıntılarından, silkelen. Sarıl sadakatine sımsıkı,
Sana yoldaş o olsun.
Duyacak mısın?
Görecek misin?
Bilecek misin?
Gelecek misin?










şiirselliği hissettim, okurken keyif aldım, emeğine sağlık.