Sevgili Ömer,
Sabahtan beri sen konuştun, ben dinledim. Karşılıklı oturduk.Yüzüne baktım, yüzüne bakmakla kalmayıp gözlerine baktım derin derin, sen anlatırken.
Sadece sustum,dinledim ve sen,sadece anlattın.
Bu süre boyunca kendini yargıladın mı bilmiyorum. Muhtemelen bunu asla bilemeyeceğim ve inan, umrumda da değil.
Ve sen Ömer, muhtemelen bunu bilmiyorsun ama ben seni çok iyi tanıyor, tanımaktan daha fazla; biliyorum.
Hatırlar mısın, konuşmamızın başlarında bana narsist kişileri tanımlamıştın. Anlattığın kadarıyla bir narsisin kendini övdüğüne kolay kolay tanık olamazdık. Bu, kendini beğenmişlerin işiydi çünkü. Narsis bilirdi ki, ayan beyan kendini övme eylemi karşısındaki kişiyi sıkabilir. … Kendini övmek yerine, karşısındaki kişide kendine karşı övgü oluşturmayı tercih ederdi narsis.
Tam da tarif ettiğin gibi Ömer; sen de onlardan birisin.
Söylediğim gibi; seni, senin özelliklerine sahip birini çok iyi biliyorum.
Bilmeni isterim ki Sevgili Ömer, sana sevgili diye hitap etmem, bu konuda hemfikir olduğumuz gibi, tamamen kibarlık icabıdır. Ve karşılıklı sevgisizlik konusunda anlaşmamıza da sevindiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Senden ve senin gibi insanların oluşturduğu güruhtan inan hiç haz etmiyorum. Çünkü kendi kararlarının altında kalacağını sezdiğin veya bunun tam da böyle olduğu zamanlarda Sevgili Ömer, insanları suçlayamazsın.
Seninle geçirdiğim saatler için pişman değilim asla. İyi oldu. Vakti zamanında sustuğum şeylerin bir kısmını duydun en azından. Umarım,kalan hayatım boyunca bir daha senin gibi zayıf karakterli insanlarla karşılaşmam,zaman geçirmek zorunda kalmam. İnan, senin gibi insanlara duygu emanet etmek çok zor.
( Ömer, Tunç İlkman’ın Herkesleşme isimli kitabında bahsi geçen şahıstır.)









