Bazen belki de en çok da kendimizden gitmemiz gerekir.Mesela kafamızın boş sokakları olsa ve bazen kaçıp o boş sokaklara sığınsak yada herkesin sığınacak bir limanı olsa.Sığınacak bir liman…Belki bir insan belki bir deniz kenarı belki bir oyuncak.Belkiler çoğaltılır;ama önemli olan o belkiyi kendi hayatımızda bulabilmek.Üzgünken,kızgınken ve hatta mutluyken sığınacak bir limanımız olmalı.limanlar varılacak yerlerdir bu yüzden huzur verir.Aynı zamanda veda edilen başka bir yerdir.Geride bırakılanların verdiği burukluğu da yanında taşır.Bu yüzden limanlar hem sevinçtir hem gözyaşı,hem sığınmaktır hem ayrılmaktır ama en önemlisi güvenmektir.Ve işte en çok da bu yüzden huzurludur.Güvenin getirisi huzur götürüsü hayalkırıklığıdır.En büyük hayalkırıklıklarımız en çok güvendiklerimizdir.Yine de yaşayabilmek için bir doz güvenmek gerekiyor sanırım tabi doz aşımı yapmamak koşuluyla.Çünkü insanın tabiatı gereği bir şeylere güvenme,inanma isteğini içimizde taşıyoruz.Ne güzel söylemiş Cahit Zarifoğlu”İnsanın içi en uzun yoldur “diye.O uzun yolda düşsekte kalksakta yol almak zorunda kalıyoruz.Büyümenin birinci kanunu bu galiba.Eğer büyüdüysen tek başına kalkmasını bileceksin ve yoluna devam etmek zorundasın.Her şeyin cevabını zaman veriyormuş.İnsan acı çektiği için mi büyür yoksa büyürken mi acı çeker diye sormuştum kendime.Şimdi sorumun cevabını buldum.Her ikiside ama hangisi daha çok acıtır diye sorarsanız onun cevabını yine veremem.Bildiğim bir şey daha varsa zaman unutturmaz sadece bellekte başka bir bölüme yollar ve ateşi küllendirir söndürmez.Ve zaman sadece bir şeylerin üstünü örter.Yaşanılanlar,hissedilenler yerli yerinde durur.










