Markette benden büyük bir kadın ve sadece ben varım. Marketin sahibi her zaman oturduğu kasasının başında değil. Kadın alacaklarını almış, kasanın önünde bekliyor. Merakla arka raflara göz atmaktan başka yaptığı başka bir şey yok.
Ben de alacaklarımı alıyorum. İki parça eşya zaten, hemen hazır ediyorum. Marketin sahibi hala yok. Arka raflardan bir tıkırtı geliyor. Belli ki orada işi var.
‘ Af edersiniz! Kasaya bakar mısınız lütfen.’ diyorum.
Marketin sahibi az sonra bize doğru ilerlemeye başlıyor. Benim elimdeki malzemelere uzanıyor. Geri çekiyorum.
‘ Hayır, sıra hanımefendinin, ben ondan sonra geldim.’ diyorum.
‘ Az önce dünyanıza Mars’tan iniş yaptım.’ demişim gibi şaşkın şaşkın bakıyor ikisi de bana.
Kadın:
‘ Fark etmezdi.’ diyor ama yüzündeki memnuniyette dalga dalga yayılıyor ifadesine.
‘ Olur mu, siz benden önce gelmiştiniz.’ diyorum.
Marketin sahibi de kadının alışveriş malzemelerini poşete yerleştirirken gülümsüyor.
Bana kalan ise; sıramı beklemenin müthiş iç huzurunu yaşamak oluyor.









