Siz,insanlara fazlaca güvendiğinizden ve kendinize değil güven, inanç bile duymadığınızdan kaybettiniz aslında.
Kızmıyorum; sizin hatanız değildi elbet. Kim suçlayabilirdi ki sizi ortasına sığındığınız karanlığın kalın duvarlarını aşıp? Ya da kim ulaşabilirdi ki size bunca umutsuzluğun içinden?
Elimi uzatsam gelip tutar mıydınız bilmem lâkin niyetiniz varsa dahi gelmeyin. Sizi unutmayı marifet saydığımız günlerin kağıda düşen gölgesi bunlar; bizim karanlığımız.
O yüzden siz orada, kendi karanlığınızla çevrili metruk payitahtınızın hükümdarı olarak kalmayı sürdürün ve biz burada,kendi dünyamızda,türlü gölgeleri kağıtlara hapsedip lavanta kokulu bahçelerden nasiplenmeyi hayal edelim. Meşum gölgelerin arasında kalıp nice savaş verdikten sonra Târık’ı görelim gökyüzünde; gözümüz görsün,ruhumuza dolsun. Hayal ettiğimiz aydınlığın ortasında kalalım bu kez.
Zinhar!
Gelmeyin; çıkmayın karanlıkla çevrili şehrinizin metal kokulu kapısından.









