Sonsuz Arayış

Zaman böylesine acımasız ve hızlı iken, akışının içinde bazı şeylerin telafisini yok ederken fani olandan beklenti duymak en aciz noktamız belki. İşte bu yüzden insan ne vakit acziyetini bilerek yaşamaya başlarsa o vakit kurtulmaya başlıyor iplerinden. Çünkü fani olanı beklemek baki olanın düşmanı ve nefsimizin de kendiyle olan savaşı. Yani insanın nefsinin en büyük düşmanı yine kendisi. Ayağına takılıp onu tökezleten taşlar ; kendi elleri ile koydukları. Ancak vakit dar ölüm ise amansız. Kendi iplerinden en çabuk kurtulanlar, kazananlar.
Dünya insana en büyük gurbet. Her şey ve herkes de yabancı. O yüzdendir ki bize yabancı olan tüm şeyler bir bir sırtını dönüyor. Biz de onlara sırtımızı yasladığımız vakit ruhumuzu en derin boşluklardan doğru bilinmezlere atıyoruz. Sonra bize verilen en kıymetli emaneti, O kutsal nefesin yansımasını, ruhumuzu sonsuz boşluklar içinde arayıp duruyoruz. Bulamadığımız her an ise daha da derinlere doğru kaybediyoruz onu. Tutunacak dal sığınacak kapı aramaya başlar iken buluyoruz kendimizi. Bu arayış içinde, tüm dalların kudretli sesler ile kırıldığını ve tüm kapıların sertçe yüzümüze kapandığını görerek devam ediyoruz arayışa. Yine acziyetimiz sebebiyle sonuna kadar açık olan ve aslında bize en görünür yerde duran kapıyı da göremiyoruz. Bizi ona karşı kör eden simsiyah perdeler var. O perdeleri de ateş yakıp yok edebiliyor. Ancak ateş yalnızca perdeleri değil önünde bekleyen bizden parçaları da yok ediyor.
Yanmadan varılmaz imiş o kapıya yanınca anladım. Yanmak yok olmak değil sonsuzun içinde var olmak imiş harların üstünde yürüyünce anladım. En önemlisi de o sonsuz karanlığın içinde boyun eğmez benliğe yolu gösteren tek aydınlık kendi alevi imiş. O ateşin etrafında pervane olanlarınki hakikat olan aşk imiş. O ateşin aşkına pervane olabilenlere selam olsun o vakit.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.