O zamanlar gençtim. Pavyonda çalıp söylüyordum. Gömleğimin yakası yağ içindeydi. Gömleğimi yıkayacak, önüme bir tas çorba koyacak bir yarim olsa dedim. Uzaktan uzaktan bakıştığımız bir kız vardı. Gittim istedim. Hayır demediler. Ama olmadı, kısmet değilmiş, yarım kaldı. Çok efkarlandım. pavyondan ayrıldım, şehri terk ettim, sazımı siyaha boyadım ve başladım çığırmaya:
karadır bu bahtım kara sözüm kar etmiyor yare
yüreğimi yaktı nara eyvah eyvah eyvah ey…
Uzun yolculukların yalnız kalmışlıkların ve kardeşliklerin sazıdır Neşet Abimiz. Dilime dolanan senden başkası olmasın. Ya beni de götür ya da gitme, şad olup gülmedim ve daha binlercesi gönül teline vuran nağmeler. Sigaramı yakıp sessiz sakin bir yerde seni dinlemeden geçemiyorum Abi. Uzun yolculukların adamıyım ben bir de cam kenarlarının adamı. Sensiz geçilmez sensiz çekilmez bilirsin Neşet Abi cam kenarları yalnız insanların durağıdır.
Şimdi dilimde gönül telime vuran nağmelerin:
Aman bir güzel kız gördüm, tutmuş yolunu
Uzatmış gerdana zalım of eğri telini
Geldi geçti bilmem bilmem kimin gelini
Sorsam öldürürler, sormasam öldüm
Aman dön beri dön beri de güzel yüzün göreyim
Gerdanında ince benine zalım of yüzüm süreyim
Dedi; gel yanıma da oy yüzün göreyim
Varsam öldürürler, varmasam öldüm…









