Kuruluşu MÖ 6000’li yıllara kadar uzanan kocaman bir tarih barından Efes’e doğru gidiyordum. Tarihin her adımına, her saniyesine tanıklık eden bu kentin sırlarla dolu olduğunu biliyordum. Bu kentin beni kendine çekmesinin nedeni buydu. Biz bu kent hakkında sadece bilinmesi olanaklı olan bilgileri biliyorduk ve öğretiyorduk.
Efes sadece tapınaklarla, çeşmelerle çevrili, bir dönem Roma devletinin Asya eyaletinin başkenti değildi. Efes, anaerkillikti, cilalı taştı, Hititlerdi, Helenistlikti, Roma’ydı, Selçukluydu. Efes, tek ortak noktada olan birçok farklılıktı.
Beni çocukluğumdan beri oraya çeken bir şey vardı. Efsaneleri, koca bir tarihe tanıklık etmesi beni hep etkiledi. Arkeolog olmaya ortaokulda karar vermiştim. Şimdi ise bu gerçek oldu ve okuyup araştırdığım bu kente doğru gidiyordum. O gizemleri keşfetmeye, o tarihi dokuyu iliklerine kadar işlemeye gidiyordum.
Arabada 4 kişiydik. Hamit, Belin, Tuna ve ben. Üniversiteden arkadaştık ve birçok projede hep birlikteydik. Şimdi de Efes’e doğru çalışma yapmak için beraberdik. Hepimiz sadece arkeoloji ile ilgilenmiyorduk. Belin, eski yazılar ve paralar konusunda da oldukça başarılıydı. Tuna ve ben kimyasal bazı işlemleri de biliyorduk. Hamit ise bu çalışmaları yürütmemizde tanıdıkları sayesinde bize kolaylık sağlıyordu.
İstanbul’dan geliyorduk ve hava artık kararmıştı. Selçuk’taki otelimize yerleştik. Sohbet etmek ve yarınki çalışmanın planını yapmak için otelin kafeteryasına gittik. Efes’in ve çevresinin haritasını açtık. Kazı yapabileceğimiz yerler hakkında konuşuyorduk. Beş adet yer belirledik ve üç gün yürüteceğimiz çalışmanın planlarını yaptık. Gerçekten yorucu bir gündü. Aklımdan binlerce şey geçiyordu. Amazon kadınlarının gerçek oluşu, Efes’ten tüm dünyaya hakim oluşları, savaş halleri… Hepsi bir filmmiş gibi gözümün önünden geçiyordu. Bu bir efsaneydi. Belki de gerçek şu anlık bilmiyordu kimse. Bu düşüncelere dalarak uyuyakaldım.
Boğuk sisli bir yerdeydim. Bir şeyler vardı ama yoktu. Kendimi algılayabiliyordum fakat çevremdeki hiçbir varlığı hissedemiyordum. Nereden geldiğini işitemediğim hiç tanımadığım bir dilde kaos ortamındaki insanların sesi geliyordu. İç organlarım yokmuş gibi sanki içimde bir hiçlik varmış gibiydi.
En sonunda Belin’in ‘’Bade hadi uyan ve hazırlan.’’ demesi ile bu garip hisli rüyadan uyandım. Hızlı bir duş aldım ve yola çıktık.
Efes kentindeki anfi tiyatronun arka bölümündeki arazide kazılarımıza başladık. Bir veya iki saat geçmeden küçük tabletler bulduk. Genellikle tablet büyük olurdu. Belki de bir bütünün parçaları idi.
Birlikte haftalarca bu sembollerin ve yazıların anlamlarını araştırdık fakat bunu gizli bir şekilde yürüttük çünkü bize engel olunmasını istemiyorduk. Bir gün küçük laboratuvarımızda çalışırken bulduğumuz küçük tabletler üzerinde bazı figürler ortaya çıkmaya başladı. Figürler ortaya çıktıkça kalbimin çarpma hızı artıyordu. Evet işte tahminlerim ve teorilerimi doğrulayacak bir figür.. Amazon kadınları.. Küçük taş parçacığının üstünde oklu mızraklı kadın figürleriydi bunlar. En az 15-20 adet bu şekilde parçacıklar vardı. Bir süre sonra figürlerin tekrarlandığını farkettik. Bir yapboz gibiydi. Belki de bir taşla iki kuşu vurmuştuk. Başka gizemlere yelken açabilirdik. Bu işlemleri yapmak yapbozu çözmek ve birleştirmek aylar aldı. Bu süreç içinde bazı durumlardan şüphelenmeye başladım. Bu işi gizli yapıyorduk fakat bize kazı izinlerini kolaylaştıran Hamit sanki bazı yerlere bunu iletiyordu. Tuna ve Belin arasında bir ilişki başlamıştı ve ne dönüp ne bittiği umurlarında değildi. Son zamanlarda çalıştıkları da pek yoktu. Tek başıma kalmıştım. Bir çalışma yaparken Hamit’ten saklı yapmaya çalışıyordum.
Sanırım 3 ay sonra ve işte bugün bir şeyleri çözmüştüm. Yapboz bize bir koordinat gösteriyordu. Oraya gidip bakmalıydık. Bunu şu an ne Hamit’e ne de Belin ve Tuna’ya söyleyebilirdim.
Araştıracağım yeri az çok kestirebiliyordum fakat sorun oraya nasıl girebileceğimdi. Hamit’ten destek alamazdım. Gece saat 3’tü. Sessizce odamdan çıktım. Arabanın anahtarları mutfaktaki masanın üstündeydi. Aldım ve sessizce otelden çıktım. Her zamanki kazı yerine gidecektim fakat başka bir yoldan gittim ve uzakta bir yerde inip yürüdüm. Bulduğum koordinatlar bizim kazdığımız yerlerden çok da uzak değildi. Gece olduğundan korkuyordum ama bu macera her şeye değerdi. Koordinatların olduğu yere geldiğimde elimdeki kürekle biraz kazmaya başladım. Burası yani tam bu koordinatların ve bizim kazıları yaptığımız yer sanki Ege’nin bozkırıydı. Kazdıkça kuru topraktan başka bir şey çıkmıyordu. En sonunda değişik bir yapı ile karşılaştım. Çok iyi sabitlenmişti asla çıkaramadım. Fener tutarak inceledim ve elimdeki tablet boyutlarındaydı. Bu bir kapı veya bir geçişin anahtarı olabilirdi. Elimdeki tableti yerleştirdim ve çevirdim. Yer altında bir mekanizma oynamaya başladı ve tahmin ettiğim gibi bir geçit ortaya çıktı. Merdivenler vardı ve aşağı iniyordu. Ben de bu merdivenlerden aşağı doğru indim. Terlemiştim. Kendimi filmde veya bir kitabın en heyecanlı sayfasında gibi hissediyordum. Her taraf figürlerle doluydu ve bu figürler kadındı. Birçok şeyi ifade ediyordu bu figürler. O yıllarda olamayacak şeyler.. Arabaya benzer, uzay araçlarına benzeyen ve değişik hayvan figürleri vardı. En aşağı indiğimde ise gördüklerime inanamadım ve bir şaşkınlık çığlığı attım. Burada mumyalanmış kadınlar vardı. Sağ memeleri olmayan tıpkı efsanelerdeki gibi.. Burada çok değişik insan ırkları da vardı. Kalbim yerinden çıkacaktı. Dünyayı yerinden sarsacak tarihi yeniden yazdıracak şeylerdi bunlar. Hem sevinçliydim hem de şaşkın. Bu his anlatılamayacak kadar büyük ve mükemmeldi. Yanımda telefonum vardı. Her bir santimin fotoğraflarını çektim. Arkamı döndüm ki yukarıdan aşağıya inen ayak sesleri duydum. Ne yapacağımı bilemiyordum hemen bir yerlere saklandım. Gelen Hamit’ti ve yanında ciddi görünümlü adamlar ve askerler vardı. Kalp krizi geçirecektim az kalsın. Hamit adımı haykırarak bağırdı.
-Burada olduğunu biliyorum. Çık ortaya! Bu sır burada kalacak ve bir adım dışarıya çıkmayacak!
Korkarak bulunduğum yerden çıktım. Bana silah tutuyordu. Ellerimi kaldırıp diz çökmemi emretti. Dediklerini yaptım. Telefonumu aldı ve paramparça etti. Ellerimi ayaklarımı sıkıca bağladılar. En üst rütbede olduğunu düşündüğüm adam kaş göz işareti yaptı. Her tarafa benzin döktüler ve sonra hepsi çıktı. Hamit dışında. O, burayı alevlendirecek ve beni öldürecek kurbandı. Ateşi yaktı ve fırlattı. Her taraf yanmaya başladı. Hamit biraz korktu. Hemen yukarı çıkıp kendini kurtarması gerekirken yapmadı. Tereddütlü bir iki saniye yaşadı kendi içinde ve sonra beni çözdü, yukarı çıkardı. Ağlamaktan ve isten hiçbir şey göremiyordum. En son gördüğüm şey koca bir tarihin ve gerçekliğin yanıp kül olmasıydı…
SON









