Nasıl başlayacağımı bilemiyorum bu seferlik. Parmaklarım harflerin üstlerinde dolaşıp duruyor o sırada fark ediyorum tırnaklarımın uzadıklarını, içlerinin tertemiz olduklarını işte tam bu sıralar görüyorum. İçimdeki pislikleri dalgalar parmak kıyılarıma vurmuyor. Afallıyorum birden dinlediğim şarkı bitiveriyor, saniyeler sonra başka bir şarkı açılıyor ama bu seferde şarkı donuyor. Sessizlik bir karanlık gibi üstüme çökerken içimde ki organların işlevlerini hissedebiliyorum. Damarlarımda ki o ılık kanın akışını, kalbimin ritmini… Karşımda ki masada duran iki günlük su bardağını alıp içiyorum ve o suyun ağzımı terk edişinde bıraktığı tat; zaman kaybetmeden damaklarıma gizleniyor. Ağzımda ki su yemek borusundan kayarak serüvenine devam ederken, midemde alışık olmadığım bir sızı hissediyorum. Sanki yeni sönmüş sigara izmaritlerini mideme dokunduruyorlar. Sırtımda kamburum yükleri taşımaya çalışıyor, beynim ölü bedenlerin yaşadığını iddia ediyor; canlı bedenlerin ise yaşamdan bir bok anlamadıklarını…
Kafam da bir münakaşa, olup bitenden habersiz toy bir kız, ölü bir ruh, yaşamaya yüz tutmuş çürük bir kalp ve tek kişilik bir dünya…










