Karanlık bir gece yol görünmüyor…
Gönlünün kahrını her gün yarama, yetmedi mi merhem diye sürdüğün? Bunca yıldan sonra senle arama, yetmedi mi taş duvarlar ördüğün?
Hiç bilmedin oysa …
Sen gittikten sonra kaç kere yuvarlandım ben içimdeki uçurumlardan. Kaç tövbenin canına kıydım hiç acımadan.
Şimdi senden bana kalan sadece kırgınlıklar.
Hem de hiç iyileşemeyecek taraflarımdan.
Görüyorum ki, dönüp dolaştığın yollar seni yine bana getirmiş. Ellerinde aciz bantlarla yaralarıma derman olmak niyetindeymişsin.
Ahhh… Ne söyleyeyim
Eğer bu kadar kolay olacağını düşünüyorsan, durma dene o zaman.
Tutar mı sandın o bantlar kırıklarımı…
Kapatır mı dersin kanayan yaralarımı..
Öyle geç kaldın ki ne yapsan da artık susturamazsın yüreğimdeki çığlıkları.
Geç kalmanın bile bir vakti var, sen bilmesen de. Telafisi olmayan hatalar, insanın içine çivi gibi saplanıp kalan acılar var, sen görmesen de…
Artık geri dönemeyecek sınırı geçti kalbim..öyle uzun süre bekledi ki seni, beklerken bütün telafilerin ölümünü de izledi çaresizce.
Anlayacağın;
Zaman ne senin dönüşünü beklemek için durdu ne de geçip giderken üzerimden acılardan beni ayrı yere koydu.
Denemedim sanma sakın..
Senin adınla direndiğim her an için, bir çizik attı bedenime zaman…sana büyüttüğüm her heves için, bir ölüm daha biçti ömrüne yaradan.
Taş oldum, yosun tuttum ben bu bitmeyen bekleyişlerin korkusundan…
Şimdi gelmiş bana yeniden beni sev diyorsun ya…
Tut ki yine seni sevdim
Ellerin tenime değse çivi gibi batar her dokunuşun, ben sadece kanarım…
Nefesini nefesimde hissetsem bir mezar kazılır içime, ben yine soluksuz kalırım…
Senin için riyakârca yüzüme giydirmeye çalıştığım ufakcık bir tebessüm bile, dağlar yüzümü acımadan, ben sadece ağlarım.
Çok geç kaldın anlasana…
Sürgün yemişken gözlerim gün ışığından…iflah olmaz bir tutkuyla ben sadece karanlığı arzularım..
Baksana halime..
Karanlığa gömülen ruhumda yosunları bile hayatta tutamıyorum.
Bu yüzden…
Sen sadece git…
Seni bana getiren yolları sil ayaklarının hafızasından.
Hiçbir şey söyleme hatta öylece çek git yine inan umursamam.
Nasıl olsa ne eski ne de yeni veda sözleri çekiştiremez artık beni yakamdan…
Şimdi kurumuş yosunların süslediği isimsiz bir mezar gibiyim. Boşuna uğraşma hayır gelmez bana nefesinin buğusundan. Sen o buğuyla başucumdaki kayaları ıslat…
Islat ki en azından yosunlar kurumasın yalnızlıktan.









