Onun yanında huzursuz değildi aslında ama o gece ruhunu hissettirecek kadar acı vardı içinde. Ruhu titriyormuş gibi hissediyordu. Alacağı bir sonra ki nefes göğsüne batmadan yatağın sol tarafından kalkıp, çalışma masasının başına geçti. Canı sıkılmış bir tahta kurusunun bile ilgisini çekmeyecek kadar eski olan ahşap masasının başına.
Masanın üzerinde duran gümüş meyvelikteki siyah üzümlere baktı. İlk aldığı günkü gibi parlamıyorlardı ama iğrenmesine sebep olacak kadar da kötü görünmüyorlardı. Yine de onlara dokunmadı.
Çekmecesini ne aradığını bilmeden karıştırıyordu. Bir yorgan iğnesi geçti eline. Bununla tırnaklarında biriken kirleri temizlemeye başladı.
Zencefilli limon kokan hafif kumral saçları omuzlarından akıp giderken ne kadar da kederli göründüğünün farkında bile değildi.
İğne ile tırnaklarındaki tüm kirlere ulaşabiliyordu. Temizlenen tırnaklarına tekrar tekrar bakıyordu. Bembeyaz olan tırnak uçları onu rahatlatıyordu.
Başını kaldırıp duvardaki saate baktı. Üçe çeyrek vardı. Gecenin üçüne. Ruhunu özgür bırakmış gibiydi. Artık nefesi batmıyor,içinde acı hissetmiyordu. Kalkıp tekrar onun yanına uzandı. Soluna. Bazı gecelerde, bazı böyle gecelerde bir yorgan iğnesi tüm acıları iyileştirmeye yetiyordu.










Bir nesne ile bir ruh durumunu ilişkilendirmenize bayıldım. Kaleminize sağlık.
Çok teşekkür ederim <3
Betimlemere bayıldım, her şey gözümün önünde canlandı ve hissiyatı direkt okuyucuya geçiren akıcı bir deneme. Bir sonraki yazını merakla bekliyorum 🙂
Muhteşem bir deneme. Bu yazarın sonraki yayınlarını sabırsızlıkla bekliyorum.