Ne iyi ettin de öldün. Bugünlerde en güzel şey ölmek. Eh, seninki biraz erken oldu sayılır ama dedim ya, iyi oldu. İyi ettin ölmekle. Çok iyi ettin. Kimsenin gözü takılı kalmadı herhangi bir noktaya, kimsenin gözü dolmadı, senin de gözün arkada kalmasın. Hiç kimse ya da herhangi biri, önemi yok, herhangi biri ya da hiç kimse bir damla yaş akıtmadı ardından. Annen mi, o da ağlamadı. Neden mi; tevekkülden, teslimiyetten. Eh, artık önemi de yok zaten.
Eksikliğini hisseden ve hissettiren bazı şeyler de olmadı değil, tabii. Fincanda kahven kalmış mesela, yarım. Sen öldükten hemen sonra ben içtim, soğumasın; kahveyi severim bilirsin, çok severim. Ama şu kremayı katmasaydın keşke. Şekeri bıraktırdığım gün kremayı da unutturmalıydım sana. Sade içseydin. Gerçi o zaman da ölürdün. Sade içsen ölürdün, sade içmedin yine öldün. Ama iyi ettin. Gitmen iyi oldu.
Sen öldükten ve biz seni o gün, dokuzuncu ayın ikinci Çarşamba günü yani, acilen ve zinhar -toprak ölüyü bekler, bilirsin- geciktirmeden bilmemne camiinde ikindi namazına müteakiben senin için kılınan cenaze namazına iştirak ettikten ve bilmemne mezarlığına seni defnettikten hemen sonra dağıldık. En yakın arkadaşın sevgilisiyle buluşmaya gitti, akşam bir programları varmış, beni de davet etti. İstemedim. Hep söylediğim gibi, o senin en yakın arkadaşın; benim değil. Teyzenin yarın günü varmış. Hazırlık yapması gerekirken kalkmış bir de buraya gelmiş. Aceleden olsa gerek, kek istediği gibi kabarmamış, eli ayağına karışmış. Tam da ölecek zamanı buldun adam. Annen de yarınki geziye gidemiyor, aradı, iptal etti. Sessiz sakin ölseydin ya, bir ben bilseydim.
Ben eve döndüm. Kitaplığındaki kitapların öksüz, arasına kalem bıraktığın bir kitabın yetim, altını çizdiğin satır yarım kalmış, tamamlamadım, öyle kalsın. Aynı anda beş kitap iki dergi okuyordun demek. Geç oldu ama yakalandın! Yazık, bünyen kaldırmadı galiba. E söylemiştim sana; Fowles’ın Büyücü’süyle başka kitap okunmaz diye. Peki sen ne yaptın? Büyücü, Malina, Aristos, Öyle miymiş? ve Nar Ağacı demek! Silmarillion’u da sıkıştırsaydın bari bir yerlere! Güzel, işte öldün, şimdi mutlu musun? Neyse, bakma kızdığıma, kaldığın yerden devam edeceğim okumaya. Senin yanına gelip okuyacağım, sen de duyacaksın neler olup bittiğini kitaplarda. Ama tek tek okuyacağım ben! Hepsini, sırayla. Öldün ya, kafan karışmasın.
Düşündüm de, sen de amma sabırsızmışsın adam. Doğarken erken doğmuşsun, annen söyledi. Ölürken de erken öldün. Garip. Geç doğsan, geç ölür müydün acaba? Doğmasan ölmek zorunda kalmazdın, o muhakkak. Beni de hemen öpmek istemiştin zaten. Tuvaletten çıkınca ellerini yıkamaya sabrın vardı bari, değil mi? Değil -mi?
Tuvalet demişken, şu banyonun, yerdeki ıslaklıkları ve ayak izlerini geçtim, ışığını söndürseydin bari çıkarken. Onu da yapmamışsın, ben yaptım eve döndüğümde. Gittin ya, gözün açık kalmasın. Sahi, ben hep banyodan çıktığında ölürsün diye düşünmüştüm. Ayağın kayar, başın küvetin kenarına çarpar; bir süre yalnız yatarsın öyle bilinçsiz ve ben neden sonra yanına geldiğimde görürüm ki…
Olmaz. Klişe. Çok klişe. Böyle de ölüm mü olur? Çok sıkıcı. İyi ki böyle ölmemişsin sen, iyi ki öyle ölmüşsün. Laf aramızda, öyle ölen çok az kişi var diye duydum.
Odana gittim. Çalışma masanın üzerinde bazı ilaçlar duruyor yine, ne zamandır kullanıyorsun bu ikisini? Şunu tanıyorum, on aydır hayatımızda bu, aşinayım artık. İki koca poşet ilaç kutusu var dolabın kenarında, demek boş kutuları biriktiriyordun. Ne yapacaktın bunlarla? Bıraktım, kalsın olduğu yerde. Ara sıra odana gelip, kalan ilaçlarını içerim. Kalmasınlar. Şu kas gevşetici zaten; diğeri de, neymiş, bir tür krem. Yüzüme sürmem olur biter. Bozulunca kime ne faydası var? Sen gittin ya, o da bitsin.
Kirli sepetindeki çamaşırlar da faydasız artık sanırım. Yıkarım hepsini, t-shirtlerini ve gömleklerini ben giyerim, biraz büyük duracak üzerimde ama olsun. Diğerlerine karışmam. Koyarım dolabına. Ara sıra açıp bakar mıyım, bilmem. Yine de dursun. Kirlenmemiş giyilmişlerden kokun gelir bazen.
Masanda bazı defterler var; birinde alıntılar yazıyor, diğerinde anlamlandıramadığım bazı çizimler var. Bir diğerinde ise kendi yazıların, kendi yazdıkların var sanırım. Baktım, öyle miymiş, evet.
“010817 | 2133
Tamamen dışındayım zamanın. Belki geçmişinde, belki geleceğinde. Belki dünde kaldım farkında olmadan, belki önceki günde, belki önceki günün de öncesinde. Elimde olmadan. Aidiyet duymadığım bir zamana esirim şimdi. Ben gitmek istiyorum, o kal diyor. Ben kaçmaya çalıştıkça zincirler ekleniyor bileklerime. Yoruluyorum. Her şeyi görmezden gelip, görmezden gelmeye çalıştıklarımı da güç bela kabullenip, tamam diyorum, tamam, kalıyorum. Rengarenk ışıklar beliriyor gökyüzünde, zincirler çözülüyor bileklerimden, bana ait olmayan bir ritimle dans ediyor bedenim, soyunuyorum. Olmuyor. Değişen tek bir şey yok. Zincirler var bileklerimde. Kurtulamıyorum. Kalıyorum, derken, benim bile inanmadığım bir karara inanmasını beklerken zamanın yani, aklımdan geçen neydi inan bilmiyorum. Zaman bu. Benim gibi kaçını esir etmiş, kaçının üstünden akmış da geçmiş, kaçına dur demiş de kaçını durmaz kaçarken yerle bir etmiş ve sonuçta zaman zamanlığını yapmış, sessizce ve olanca dinginliğiyle akıp gitmiş. Ne sürünenler kalmış geride, ne dimdik duranlar. Ne kaçmaya çalışan memnun halinden, ne kalanlar. Doğacak olan meçhul bir tek, bir de mezarda…”
Yok, sen uslanmazsın. Uslanmana gerek de yok zaten. Bak, öldün. İşte bu kadar. Gerek kalmadı. Mezarda olanlar evet, bir de onların hali meçhul dediğin gibi. Ee, sen, artık mezardasın, evet, söylesene memnun musun halinden?
Masanda faturalar da gördüm. Bolca elektrik ve su tüketmişsin yine. Gezegene zararmış varlığın resmen. Bakma, severdim seni ama iyi ki de öldün. Biz, hepimiz, bir saniye daha fazla yaşarız belki bu sayede. Ölümün yaşamımızın kefareti oldu, desene. Doğal gazı yok denecek kadar az kullanmışsın resmen. Güzel. Soğuk suyla duş alman da uzun yaşatmadı seni demek. Öldün.
Keşke ben de ölsem. Hep ben bahsettim ölümden, biraz da sen anlatsana, sahi, hiç mi üzülmedin ölürken?
070917 | 0853 | Yatağımdayım. Perdeler kapalı, pencere tamamen açık.










Harika ötesi, kelamına, kalemine kuvvet versin kelimeleri de Yaratan…
Zamanını ayırdığın, okuduğun ve düşüncelerini benimle paylaştığın için çok teşekkür ederim Seher, var olasın. 🙂
ne güzel bir yazı olmuş ♡
Teşekkürler, beğenmenize sevindim.
Okudugum ilk yazınız, degerlendirmek haddime değil, sadece çok etkilendim, kaleminize kuvvet!
Çok teşekkür ederim, beğenmenize sevindim.
Mutlu günler dilerim.
Yüreğine sağlık. Gerçekten en içten duygularınla yazmışsın
Teşekkür ederim Enis.