180917 | 0016 | Odamdayım. Yatağım umduğum kadar rahat değil.

0

Kafamda çözemediğim yüzlerce ip, ayrıştıramadığım binlerce boncuk var gibi. Hepsi de birbirine karışmış ve karıştıkça bütünleşmiş, bir olmuş irileşmiş ve nihayetinde ağırlığı altında ezildiğim bir kitle haline gelmiş. Hiç farkında değildim. Kaos. Evet, kaos. Sanırım kaos dedikleri şey tam olarak böyle bir durumu ifade ediyor. Kaos bu durumu ifade ediyor diyelim, diyen doğru demiş olsun; sağ olsun, da ben kaosu ne kadar ifade edebiliyorum, bu muamma.

Günlerce kendime bu soruyu sordum işte. Bugün, kardeşim salonda kendiyle meşgulken ve ben odamda, kitap okumaya niyetlenerek uzandığım yatağımın cazibesine yenik düşüp okumaya niyetlendiğim kitap; Zamanın Farkında yani, az ötemde dokunulmamış dururken, umursamaz bir tavırla yüz üstü uzanmış uyumayı düşlerken bir görüntü belirdi göz kapaklarımın derinlerinde. Su. Vücuduma değen yüzlerce su damlası ve ben. Çıplak. Çırılçıplak. Öylece uzanmışım yalnızca, sırtüstü, gözlerim kapalı. Ve huzur. Sudan beklenebilecek en güzel şey. Ben de birilerini ve bir şeyleri beklemeye alışmış insan topluluğunun bir bireyi olarak, herkes gibi, bekliyorum. Yalnızca bekliyorum. İnsanlardan bir şeyler beklemeyi bir kenara bıraktım, keşke beni gerçekten tanıyan biri olsaydı, gülümsediğimde sebebini bilseydi mesela ya da sustuğumda ne yapması gerektiğini bilecek kadar iyi tanısaydı beni, ben anlatmadan; kendimi anlatmamı istemeseydi de kendiliğinden çözseydi beni, savunmasız kalsaydım karşısında, duvarlarım olmasaydı, konuşmadan anlaşabilseydik bu kaosun ortasında; gözlerine baktığında içinden geçenleri okuyabilseydim. Aynı anda aynı cümleyi söyleyecek kadar biz olsaydık. Serçe parmağını tuttuğumda ne söylemek istediğimi, içimden geçenlerin tümünü yalnızca o bilseydi. Bana bir hikaye anlat, dediğimde suratıma bakıp kalmasaydı diğerleri herkes gibi, neden hikaye anlatması gerektiğini bilseydi ve anlatsaydı, başımı göğüsüne yaslasaydım, demiyorum artık. Çünkü beklemiyorum. İnsanlardan beklemiyorum ama sudan bekliyorum. Öyle ki, sudan bile bekliyorum. Diğer herkeste ya da hiç kimsede bulamadığım huzuru suda bulmayı bekliyor, ümit ediyorum.

İşte bu ümidin koluna girerek güç bela kalkıyorum yatağımdan. Başım dönüyor, yavaşlıyorum, yavaşladıkça artmıyor ya da çoğalmıyorum. Hızlandıkça azalmadığım gibi. Yürüyorum. Banyoya kadar yürüyorum, sendeleyerek de olsa ulaşıyorum gideceğim yere. Gücümün son kalıntılarını, benim sonu geldiğini düşündüğüm gücümü yahut güçsüzlüğümü yani, üzerimdeki kıyafetlerden kurtulmak için kullanıyorum. Duş başlığı olması gereken yerde, suyu açıp küvete uzanıyorum, olmam gereken yerdeyim artık. Gözlerimi kapatıyorum. Aklımda hiçbir şey yok. Zamana meydan okuyor, eylemsizliği benimsiyorum. Vücuduma değen binlerce su tanesi var. Giden geri gelmiyor. Tanışıklığımız evvelden mi bilmem fakat kısa sürüyor. Hayatıma değen yüzlerce insan gibi. Su tanecikleri canımı acıtmıyor. Kendimi bırakıyorum. Vakit zamansızlık zamanı. Gözlerim kapalı. Hatırlamıyorum.

151017 | 2002 | Ziddi Dil

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.