Yeni bir tiyatro yazılıyor,
Yazan oyun yazarı deği
Besteci, güfteci hiç değil.
Yalnızca bir şair…
O ki buruşturulmuş kağıtlardan emekli.
O ki esarete mahkum edilmiş, hürriyet gözlüden.
O yıllar sonra demir atmak için bir liman bulduğunda,
Bilinmeyen bir donanma tarafından
gemisine el konan bir şair…
O ki özgürlüğü öğrenmiş
hürriyet gözlüden.
O ki esareti tatmış
yalnızlıktan.
O ki kirletmeye başlamış
tertemiz sayfaların namuslarını,
Irzına geçmeye başlamış bitmek, tükenmek bilmeyen bir öfkeyle.
İçindekileri kusarken sel olmuş gözyaşları…
Dayanamamış tertemiz sayfalar.
Birleşmişler,
Sözleşmişler,
ve sonunda dile gelmişler:
“Bırak artık bizi yazar parçası,
Bırak ki yıkanmayalım gözyaşlarınla,
Artık kusma, ne olur kirletme bizleri…”
Hürriyetten esarete sürgün bu şair
Kulak vermiş kirlettiklerine
Terk etmek istemiş o güzelim yaprakları,
Fakat rüzgara esir olmuş bedeni,
dinlememiş beynini,
yüreğiyle sarılmış tertemiz sayfalara
ve yine yüreğiyle ağlamış esaretine…
Korkularını saklamış, bilinmedik yerlerine hayatın
Özlemlerini kazımış çıkmaz sokakların köşe başlarına
Ve cilvesine çelme takarken hayatın,
Kaybolmuş bir turistin karavanında buluvermiş kendini,
Kendini kendince kendinden geçirirken
Gülüvermiş gözleri gülünmeyecek bir güle…
Korkuları canlanmış
esareti sahiplenmiş bu şairin
Korkular ki
bir sis yumağı gibi sarmış etrafını…
Kendini araken kaybolandanlardan oluvermiş…
Bilinmeyen bir şehrin
Bilinmeyen bir adamı oluvermiş…
Unutamamış bilinmedik şehrin
Bilinen sokağındaki üçüncü sınıf lokantayı
ve ordaki çorbanın lezzetini…
Hele bilinen meyhanesi yok muydu o bilinmeyen şehrin…
Yine esarete sürüklenmiş kendince…
Dönmüş hayatın bilinen yüzüne
Yaşamaya başlamış kendine kendince yüklediği
O acı formatı…
Bitiyor bir tiyatro daha
Bu tiyatro,
öyle bir tiyatro ki
Trajedi üzreni yazılan
Esareti sahiplenmiş bir şairin otobiyografisi…









