Truman Capote / Soğukkanlılıkla
Bazen soruyorum:
Olmak istediğimiz kişi, biz olmak istiyor mu?
Belki de bazı şeylerle yüzleşmek için Bülbülü Öldürmek gerekiyordur! Elbette burada Harper Lee’nin kült eserine atıf yaptım, yoksa hiçbirimiz katil değiliz…
Yaşamımızda hangi durumlara soğukkanlılıkla yaklaşırız. Ya da hangi durumlarda bir soğukkanlılık örneğine rast geliriz. Mesela bir cinayet, ne kadar soğukkanlı olmayı gerektirir… Peki, o cinayetteki soğukkanlılığa eriştiren esas olay nedir, kim ne yaşamış olabilir, zihnin derinliklerinde nasıl kalıntılar kalmış olabilir de böyle bir savunma geliştirilmiştir. Bu soruların elbette birer cevabı vardır. Ancak ben bir cevap aramıyorum, zaten fark ettiyseniz soru işareti de kullanmadım çünkü cevaplarımı bulalı epey çok zaman oldu.
Truman Capote’nin ‘‘Soğukkanlılıkla’’ adlı polisiye romanından uyarlanan ‘‘ Capote’’ adlı film, sizi birçok noktada aydınlattığı gibi odanızdaki ışığı da söndürebiliyor. Roman, 4 kişilik bir ailenin şüpheli ölümü üzerine ilerlerken –ki kitap, yaşanmış gerçek bir olay üzerine kaleme alınmıştır- filmde de başrolün katille olan umarsız ve çıkarlı ilişkisiyle karşılaşıyoruz.
Amerikan edebiyatında önemli bir yeri olan eksantrik ve efemine bir kişiliği çelişkileriyle yansıtan film, 60’lar ortasındaki Amerikan toplumundan çarpıcı sosyolojik kesitler sunuyor. Bir tarafta muhafazakâr, içe dönük bir kültürün temsil edildiği sessizler dünyası, diğer tarafta ise entelektüel piramidin tepesindeki Amerikan sosyetik aydın çevreleri…
Filmde Capote’u bu filmle en iyi erkek oyuncu Oscar’ını alan Philip Seymour Hoffman canlandırmaktadır. Çocukluğunda büyük zorluklar yaşamış, eşcinsel kimliği, fiziksel görünümü ve alışılagelmişin dışındaki konuşma tarzıyla hep dışlanmış bir yazar olan Truman Capote, Kansas’ta bir çiftçi ailesinin öldürülmesiyle sonlanan bir cinayete merak sarar. Truman, bir gazete olayını yani gerçek bir olayı romanlaştırmak istemektedir. Bu doğrultuda karşılaştığı onca olaydan ilk defa Clutter olayı dikkatini çeker, o olayda kendisini çeken bir şeytan tüyü kulağına kaçar. Bir yolunu bulup Harper Lee ile olayın geçtiği kasabaya araştırma yapmaya gider. Katilin yargılanmasından ceza alma sürecine kadar tüm olaylara şahitlik eder. Katille yakın bir ilişki kurar. Sürekli sorar, sorgular ve tüm öğrendiklerini not eder. Öğrendikleriyle bir gün ortalığı sarsacak bir romana imza atmak istemektedir. Bir süre sonra bu durumdan farklı bir haz alır ve hedonist yaklaşımı ona biraz vicdan muhasebesi yaptırır; çünkü katil, Truman’ın iyi niyetle yaklaştığını sanırken Truman ikiyüzlülük yapmaktadır. Katil, Truman’a karanlığını açarken çocukluğunda takılı kaldığı güven duygusuyla karşılaşmış ve onu kendinde bir yere oturtmuş, biriyle eşleştirmiştir. Truman da bunu bildiğinden kendi çocukluğuyla katilin çocukluğu arasındaki paralel durumların üzerine gitmiş, katilin güvenini kazanmıştır. Film ve kitap boyunca bu sorgulama devam eder. Tabii kitaptaki sentaks, filmdeki oyunculuğun kalitesiyle ayrı bir haz alıyor; güven, psikoloji, sosyoloji, aile bağları ve hakikat üzerine ikilemde kalıyorsunuz. Kitabın da filmin de sonunu, daha bitirmeden bilmenize rağmen esas suçlu ve sorumlu kimdi sorusuna cevap bulamıyor, loblarınızın arasında bir soru işaretinin kaçak gezintisine şâhit oluyorsunuz.
Filmin ve kitabın sonunda katilin idamıyla; Truman’ın yaşadığı psikolojik bunalım, ikiyüzlülüğünün acımasızlığı, timsah gözyaşları Truman’ı da ruhen öldürmektedir. Bir roman uğruna esasen kendini öldürür yazar.
İnsan neden ölür ki ya da kaç kere ölebilir…
Ölümün bir Tanrı girdabı değil, insan illeti olduğu kaçınılmaz bir gerçek olarak kapıyı çarpıyor suratınıza-
Şimdi de kapıyı aralamanız için yazımı nokta ile değil, kısa çizgiyle bitiriyorum:
İçeride biri var mı, hiç ses var mı-










Kaleminize sağlık.✨
Epey teşekkür ederim.