Mustafa Kutlu hikayeleri genellikle bize bizi anlatır. Bu toprağın evlatlarının sorunları, onların bulduğu çözümler; bu toprağın insanlarının sadeliği, doğallığı hikayelerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çoğu zaman kendimizi hikâye okuyor gibi değil de Ayşe Teyze’nin bir gününü dinliyor gibi hissetmemizin sebebi hikayelerin adeta bizim hayatımızdan bir kesit gibi olduğundandır. İncelemeye alacağımız hikâye olan Tarla Kuşunun Sesi de işte böyle bir eserdir. Hikâye iki bölümden oluşur: İlk bölümünde başkarakterimiz olan Molla Murat kendi hayatını bir kahve ortamında anlatır. İkinci bölüme geçildiğindeyse hikâye zaman olarak ileri sarılır ve Molla Murat’ın torunu Hamit’in çocuklarının yaşantısı okuyucuya sunulur. İki bölümde de kahraman bakış açısı kullanılmakla beraber Mustafa Kutlu ara ara hikâyeye dahil olup okurlarına hikâyenin asıl anlatıcısının kendisi olduğunu hatırlatmayı da ihmal etmemiştir.
İlk bölümün bir kahve ortamında geçtiğinden bahsetmiştik. Artık yaşlı bir amca olan Molla Murat kendi hikâyesinin anlatıcısı konumundadır. Bu bölümü okurken o kahvedeki sandalyelerden birini alıp Molla Murat Amca’nın etrafında oluşan çemberde kendine yer bulup başını eline yaslayıp gözlerini kocaman açıp hayran hayran bir edayla anlatıcıyı dinliyor hissine kapılmak muhtemeldir. Bu hissiyattan ötürü olayların devamına gem vurulası imkânsız bir merak duymak anlaşılır bir durum olur. Hikâye zaman olarak Birinci Dünya Harbinin biraz öncesine tekabül etmektedir. Bu dönemin hikayesi anlatılırken siyasi meselelere de temas ediliyor. Dönem ve şartlar göz önüne getirildiğinde siyasi açıdan karışık bir manzara ortaya çıkar. Bu karışıklık kahve ortamının da karışmasına sebep olur. Anlatıcı kendi fikrini beyan ediyor, ortamda bulunanlar meseleye itiraz ediyor ve nihayetinde okuyucu da meseleye dahil oluyor. Anlatıcının ve ortamda bulunanların haberi olmasa bile tartışmaya noktayı okuyucu koyuyor. Hikâye mekanının kahve olması ve kahveye giren çıkanların olması nedeniyle hikâyeye ufak aralar verilmesi kaçınılmaz bir hal alıyor. Bu durum, heyecanla dinlediğin bir olayda her gün yaşanabilecek fasılaları andırıyor. Sürekli şikâyet edilen ve kurtulması imkânsız olan o fasılaları…
Molla Murat ve Saliha arasında geçen şu diyalog dikkat çekicidir: Saliha, Murat’a “Mutlu musun?” diye sorar, Murat ise cevap olarak “Huzurluyum.” der. Bu diyalog ardından adeta okuyucu kendi iç yolculuğuna uğurlanır. Zihninde monolog bir soru zinciri kurar. Mutluluk nedir? Peki ya huzur nedir? Kişi mutlu olmadığı halde nasıl huzurlu olur? Huzurlu olan kişi aynı zamanda mutlu da değil midir? Cevaplar ise yine hikâyenin içinden bulunur. Murat, Saliha’nın ardından isteği yerine getirilmemiş şımarık bir çocuk gibi davranmamış ve hayatını ne kendisine ne de annesine zehir etmemiştir. Genç yaşında olgun bir karar alarak hayatını devam ettirmiştir. Bu durum kanayan yarasına çare olmasa bile huzurlu bir hayat sürmesini sağlamıştır. Bu bölümün sonu ise eksik parçaları olan bir yapboz misali boş bırakılmıştır.
İkinci bölümde Molla Murat’ın torunu Hamit, çoluk çocuğa karışmış ve artık yaşı geçkin bir amcaya dönüşmüştür. Hikâyenin merkezine Hamit Amca’nın çocukları kurulur ve okuyucu bu çocukların serüvenine konuk olur. Hamit Amca toprağına bağlı, sade yaşam süren bir yörüğün torunudur. Hamit Amca da bundan dolayı toprağına bağlı ve sade yaşam süren bir insan olmuştur. Ancak kuşak değişmesiyle beraber bu durum da değişmiştir. Hamit Amca’nın çocukları üzerinden değişen hayatlar, başkalaşan insanlar ve kendi toprağına yabancılaşan nesiller gözler önüne serilmiştir. Molla Murat’tan oğluna, oğlundan torunu Hamit Amca’ya devredilen bayrak artık layığıyla taşınmıyordur. Toprağına bağlılığın vereceği aidiyet duygusu birkaç maddi menfaat uğruna feda edilmek isteniyordur. Çünkü artık maddiyat, maneviyatın önüne geçmiştir. Aidiyet duygusunun yerini sahip olma hırsı almıştır. İster istemez tekrar içe kapanıp kendimize soruyoruz: Biz bu tablonun neresindeyiz? Bizim toprağımızla ve dahi kültürümüzle bağlantımız ne durumda? Bu soruların cevabını kendi hayatımızdan bulmak zorundayız, çünkü artık son sayfaları okuyoruzdur. İkinci bölüm de ilk bölümde olduğu gibi nihayete erdirilmemiş, sonuca bağlama görevi okuyucunun hayal dünyasına bırakılmıştır ve kitap böylece okuyucusuyla vedalaşmıştır.
Şeyma Gürsoy










Tebrik ederim. Gerçekden güzel bir inceleme okumuş.
Teşekkür ederim.
Tebrik ederim..Kutlu hikayelerinin takipçisi olarak çok beğendim.Her yönüyle ve detaylı olarak ele almışsınız kitabı.Adete sizinle birlikte ben de okumuş gibi oldum…Kaleminize elinize sağlık.
Teşekkür ederim, bir Kutlu hayranı olarak takipçisinden böyle bir yorum almak beni mutlu etti.
Yazarın eli sıkıca tutulmuş, okuyucunun yolu ustaca aydınlatılmış.’Huzurluyum’ vurgusu ile nokta atışı yapılmış.Betimlemeri ve çıkarımlarıyla birlikte oldukça başarılı bir kitap icelemesi olmuş.Sizi tebrik ediyor ve devamını diliyorum.
Bu kıymetli yorumunuz için size çok teşekkür ediyorum.
Tebrik ederim. Guzel inceleme olmus
Teşekkür ederim.