Kitabımızın adı ‘Kendine Ait Bir Oda’ yazarımız ‘Virginia Woolf’. Kitabımızda bahsedilen konu ataerkil ve toplumsal cinsiyet normları içerisinde kadın ve edebiyat. Kadının var olma çabası içinde çırpınması, kamusal alandan soyutlanması ve bu soyut mekândan çıkma yolları kitabımızın ana konuları içerisindedir. Kitabımızın çevirmeni ‘Suğra Öncü’dür. Kitabın dili oldukça sade ve anlaşılırdır. Okuyucu kitabı tek seferde anlayıp yorumlayabilme becerisine sahip olacaktır. Metin içerisinde herhangi bir tablo, resim ve grafik yer almamaktadır. Yazarın metin başında “Anlatmak üzere olduğum şeyin var olmadığını; Oxbridge’in ve Ferhnam’ın birer uydurma; ben’in gerçek kimliği olmayan bir kimse için kullanılan uygun bir terim olduğunu söylemem gereksiz sanıyorum.” der ve ilerleyen satırlarda şöyle söze devam eder “Dudaklarımdan bazı yalanlar dökülecek, ama bunların arasına karışmış bazı gerçekler de olabilir, bu gerçeği bulup çıkarmayı ve saklamaya değer bölümü olup olmadığına karar vermek size düşüyor” (Woolf, 2017: 7)
Künye:
Woolf, W(2017) Kendine Ait Bir Oda. İstanbul: İletişim Yayınları.
Tarihin eski çağlarından itibaren kadına verilen önemsizlik ve değerden yoksun söylemler kadının dünyasına vurulan prangalardan başka hiçbir şey ifade etmez. Kitabımızda yazar sadece kadın olduğu için üniversiteye girememiş ve bunu büyük bir sorun olarak görmektedir. Babaerkilin ele geçirmek ve yönetmekte etkili olduğunu ve çoğu insanın bu etki ile doğuştan zayıf olduğunu hissetmesi gücün ana kaynaklarından biri haline gelmektedir. Bir sınıfı ya da bir cinsiyeti tamamıyla suçlamanın saçma olduğunu savunur yazar. Toplum içinde yaşayan kadın figürünün hep aynı minimalde olmadığını farklı seviyede ilerlediğini düşünmektedir. Kadınların sadece erkeklere ve çocuklara hizmet etmesine karşıdır. Var olan dünyada her şey eşit ve adil olmalıdır yazar için. Hoşa gitmeyen işleri zorunluluk gibi yapmak yanlıştır. Yazar çocukluğundan beri zihniyetini kaptığı toplumunun her şeyi ayırdığının farkındaydı. Meslekler kadın erkek dizaynını oluşturmuş ve yaşıyordu. Tabi ne kadar kadına ait meslek vardı orası tartışmalı. ‘Sekiz çocuk doğurmuş bir hizmetçi kadın dünyanın gözünde yüz bin pound kazanmış bir avukattan daha mı değersizdi?’ (Woolf,2017:45) Diye eklemektedir kitapta. Kadınların aslında erkekler gibi her alanda çalışabileceğini savunur Woolf. Tek eksik kadınların erkekler kadar eğitilmemiş olmasıdır. Vahşi, eğitilmemiş bir kafa yapısına sahip olarak görür kadınları. Bu kafanın evcilleşmesi ve uygarlaşması nasıl olurdu bunu bilmiyordu. Aklında var olan şeyin çözülmemiş olduğunu kitabın sonuna doğru belireceği aşikârdı. ‘ En iyi yetişmiş kadınlar kafaları ve ruhları en çok eğitilmiş olanlardır.’ (Woolf.2017:69) Kadınların yazmakta zorluk çekeceği temel konunun aslında düşünce özgürlüğü olduğunu da düşünür yazar. Çünkü temel sorun özgürlükte, özgürsen koşarsın istersen uçarsın bile. Düşüncelerden öte bedene vurulmuş prangalar vardır o dönemde kadında. Kadın çocuk doğurur, besler, büyütür, okula gönderir. Kadının toplum içinde oluşan işleri aslında kişinin kendi zevki için başvurabileceği bir takım olaylar olarak bakılmalıdır. Kadın yazabilmek için kendine ait olmalı ve yazmalıdır. Eserin başlığını temelinde özgür olma kendine ait olma temeli de esas olarak ele alınır.
Sonuç olarak Virginia kitabını ‘Kadınlar ve Kurmaca Yazı’ olarak ele almış. Erkeklerin kadınlardan,kadınlarında erkeklerden hiçbir değer açığı olmadığını kaleminde net şekilde vurgulamıştır. Woolf’a göre kadınlar dönemsel olarak utanç verici ölçüde bilgisizler ve bunun tek çaresi iyi bir eğitimden geçmek. Kadınların tek derdinin evi ve eşi olmaktan çok kendi gelişimini desteklemesi görülmekte. Virginia’nın kitabı yazmasının bir diğer amacı kadınlara tarihte olanaklar ve yer sağlama sesini duyurmak. En büyük seslenişinde ‘Para kazanın ve kendinize ait bir odaya sahip olup yazın. İnsanlar ne der diye düşünmeden yazın.’ Şeklinde bahsetmesi belki de modern dünyanın ihtiyaçlarına ortak çözümler üretmek adınadır.
AHMET KARAKUŞ










