Küçük Albert'i korkutan tavşan ben değilim.

Albert, Aynı Uyarana Neden Farklı Tepkiler Veriyoruz?

0 Yorumlar

Albert ve Ben: Aynı Uyarana Neden Farklı Tepkiler Veriyoruz?

 

Sen Ağlıyorsun Albert, Ben Gülüyorum…

“Görseldeki tavşan benim, birlikte çok güzel günler yaşıyoruz. Albert tavşanlardan korkuyor, korkmamasını dilerdim. Onun anısına…”

Çevreden gelen uyarıcıları fark ederek uygun tepkiler göstermeyi duyum ve algı süreçleri sağlar. İnsanın çevresindeki uyaranları duyuları ile tanıması ve uyaranlardan topladığı verileri beyinde yorumlayarak anlamlı hale getirmesi sonucu algılama gerçekleşir. Duyuma yüklediği anlamlar bireyin kişilik, psikolojik, psikososyal özelliklerinin yanı sıra kişiliğinin şekillenmesini etkileyen biyolojik ve çevresel faktörlere bağlı olarak beyinde farklı şekillerde yorumlanabilir. Bu durum bireylerin aynı uyaranlar karşısında farklı tepkiler göstermelerine ya da farklı uyaranlar karşısında benzer tepkiler göstermelerine sebep olur. Algılama, duyumların beyinde çeşitli şekillerde örgütlenip anlamlandırılması; yorumlanmasıdır.

Algıyı etkileyen temel faktörler ruhsal durum, beklentiler, ihtiyaçlar, ilgiler, ortam, kültür, eğitim, deneyimler, uyarıcının şiddeti ve büyüklüğü, uyarıcının tekrar etmesi, kontrast, ani değişiklikler, yenilik, uyarıcının tuhaflığı ve hareketliliği şeklinde özetlenebilir.

O halde, ben tavşanları öpmeyi bu kadar severken,  Albert tavşanlardan neden korkuyor?

Küçük Albert Deneyi

Bilişsel Kuramcılar öğrenmeyi bireyin çevresine anlam yüklemesi olarak tanımlamaktadır. Gözlenen davranışlarda meydana gelen bir değişiklik varsa öğrenmeden bahsedilebilir.

Her ne kadar klasik koşullanma temelli olsa da, öğrenmenin davranışa etkisini de gözlemleyebileceğimiz deneyde, henüz 11 aylık bir bebek olan Albert’e ilk defa karşılaşabileceği nesneler gösterilerek Albert’in bu nesnelere  koşulsuz  karşı tepkisinin olup olmadığının incelendiği bir ön test yapılır. Albert nesnelerin hiçbirine karşı korku göstermez ve gülümseyerek tepki verir. Ön testler tamamlandığında Albert, eşya ve insandan arındırılmış bir odaya götürülerek yanına beyaz bir laboratuvar faresi bırakılır. Albert fareden korkmaz; onu çok sever ve onunla oynamaya çalışır.

Deneyin sonraki aşamasında araştırmacılar, Albert’in fare ile temasına eş zamanlı olarak  iki demir çubuğu birbirine vurup rahatsız edici sesler çıkarmaya başlarlar. Bu işlemi Albert fareden korkup dokunmamaya başlayana kadar devam ettirirler. Birkaç gün süren deney boyunca Albert’in bulunduğu odaya tavşan ve tüylü başka objeler de getirirler ve sonuç olarak Albert özellikle beyaz ve tüylü bir nesne gördüğünde, ses olmamasına rağmen, korkup kaçmak ister. Bir sonraki aşamada araştırmacı psikologlar beyaz sakalları olan maskeler takıp tüylü kostümler giyerek odaya girerler. Tüm bu uyaranlar karşısında Albert’in korkusu hafızasına tamamen  kazınır.

Deneyde de görüldüğü üzere, doğduğunda zihni boş bir levha gibi olan insanın, yorumladığı uyaranlar doğrultusunda öğrenme ve davranış değiştirme yoluna gittiği söylenebilir.

Peki Duyusal Uyumun Rolü Ne?

Duyusal uyum da algılama ve tepki verme üzerinde etkilidir. Sürekli aynı uyarana maruz kalmış bir duyu organı, uyarıcının şiddetinde herhangi bir değişiklik olmadığı sürece, duyarlılığını kaybeder; duyusal eşikte bir yükselme meydana gelir. Alıcı duyu organı uyarana alışır; tepki göstermemeye başlar. Duyusal uyum, çevremizde sürekli var olan, alıştığımız bazı uyaranlara dikkat etmememize sebep olur.

Trafikte tüm gün duyduğumuz korna sesleri alışılmış bir uyaran olduğu için duyusal eşikte bir yükselme meydana gelir ve tepki vermeyiz. Öte yandan, kesintisiz devam eden bir  korna sesi sürekli tekrarlanan bir uyaran halini aldığı için dikkat çeker.

Tat Alma Duyusu Gelişmiş Bir Birey İçin Her Şarap Farklı Bir Tat…

Tüm bunların yanında, kişilerin duyu organlarının işlevlerini tam olarak yerine getirip getirmediği de tepki oluşumu sürecinde etkilidir. Aynı örnekten devam edecek olursak, kesintisiz çalınan korna işitme duyusu normal olan birey için bir  uyaran haline dönüşerek tepki yaratırken, işitme duyusuna sahip olmayan birey için bir anlam ifade etmez ve algılama süreci başlayamadığından bir tepki oluşmaz. Buna paralel olarak, duyuların gelişmişlik düzeyi de algılama sürecinde etkilidir. Tat alma duyusu gelişmiş veya bu duyusunu eğitmiş bir birey için her şarap farklı bir tat anlamına gelirken, tat alma duyusu normal olan bir birey için net farklılıklar söz konusu olmayabilir. Bu durumda kişinin tadı diğer bireyle aynı şekilde algılayamaması doğallaşır.

Evlenen Kurbağalar, Kıbrıs Barış Harekatı’na Katılan Balıklar…

Hindistan’da kuraklık zamanlarında yağmur yağmasını sağlayacağı inancıyla kurbağaların evlendirilmesi, bölgedeki inanç ve kültürün doğal kabul ettiği bir ritüeldir. Bu ritüel o kültürün insanları tarafından “tuhaf” bir uyaran olarak nitelendirilmezken; ilgili kültür ve inanca yabancı bireyler tarafından “tuhaf” olarak nitelendirilip dikkat çeken bir uyaran haline dönüşür.

Son olarak, bu durum aynı kültürel bağlamda yaşayan insanlar için de geçerli olabilir. Arguvan’ın Kızık mahallesinde yaşayan insanlar için, Kıbrıs Barış Harekatı’na katıldıkları düşünülen ve kutsal kabul edilen balıkları kefenleyip törenler eşliğinde defnetmek oldukça doğal bir davranıştır. Malatya’nın başka bir köyündeki ya da Türkiye’nin herhangi bir şehrindeki insanlar için ise bu oldukça “tuhaf” bir uyarandır. Bu sebeple dikkat çeker ve tepki oluşumuna sebep olur.

 

Nur VARLI

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.