Ensendeki Nefes

0

Sevdiği insanın ölümünün ardından kalbindeki acıyı unuttuğunu mu düşünüyordu? Gerçekten, o gülümseme de tüm acılarını derinlere gömüp, gülüşünün tamamının mutluluktan ibaret olduğuna inanmış mıydı?

Tabii ki hayır! Her şey eski yerinde duruyordu. İçinde tuttuğu, anlatmak isteyip de anlatamadığı, sırf sevdiği insanları üzmemek adına kalbinin derinlerine gömdüğü acısını etrafa yaymak istemediği için gülümsemesini yüzünde tutmaya alışmıştı. Elbette, bunların tümü acıdan kaynaklı bir şey değildi. İnsan, kalbi alevler içerisindeyken nasıl gülümsemeyebilirdi ki? Bu alevlerin çoğu soyut yangınlar olsa da, nefes kestiği sürece gülümsemek insana utançtan başka bir şey ifade etmiyordu, ama gülümsemeyip ne yapabilirdi ki insan? Etrafında onu anlayacak kimse olmayınca…

Kalbinin istemsiz çarpıntısı kulaklarının uğuldamasına neden oluyordu genç kızın. Ağlamak istemiyordu, ama boğazına hücum eden acı, oradan göz pınarlarına yol alırken kendisini tutmaktan kaynaklandığı nefesi kesik kesik olmaya başlamıştı. Dostunun sözleri bir nebze de olsa iyi hissetmesine yardımcı oluyordu. Tamam, bu konuda hiçbir zaman iyi hissetmeyecekti. Onunla ilgili ne zaman konu açılsa gözleri dolacak, zihninin karanlığı nerede olursa olsun açılacaktı ve bu bastırılmış duyguları, yaşamının sonuna kadar devam ettirecekti. Kalbinin ortasında bir yara olarak kalacaktı bu acı. Hiçbir zaman kaybolmayacak, ne kadar çabalarsa çabalasın ondan kurtulamayacaktı ki kurtulmak da istemeyecekti. Bilecekti ki o yaradan kurtulduğunda, anılarını da çöpe atmış olacaktı. Bilecekti ki o anılar kalbini ne kadar parçalasa da aynı zamanda güçlü kalmasını sağlayacak tek şeydi. Hayata daha azimli, daha güçlü bakmasına yarayacak nedenlerdi. Bazı zamanlar insanların başlarına gelen olayların boş yere gelmediğini, mutlaka bir nedenin ürünü olduğunu düşünerek hareket eder, kararlarını ona göre verirdi. Bir kapı kapandığında öteki bir kapının açılacağına inanırdı, ama aşk sandığı aslında hiçbir şey olan acılar ya da ödevlerinin zamanında yetişmemesi gibi aksilikler küçüklükten kalan sorunlardı sadece. Büyüyünce insanların dertleri meğerse onlarla birlikte büyüyormuş, bunu en zor yoldan anlamıştı. Dostunun sarf ettiği sözler her şeye rağmen iyi geliyordu. Onun yanında olduğunu bilmek her zamankinden daha fazla yardımcı oluyordu toparlamasına. Çoğu konuyu duygusal düşünüyordu. ‘Bunun hak etmekle hiçbir alakası yok ne yazık ki.’ Demişti dostu. Sözlerine sonuna kadar katılıyordu, ama bunu kabullenemiyordu. Belki de kabullenmek istemiyordu. Hayatı çok fazla mı önemsiyordu? Bu yüzden mi oluyordu tüm bu mutsuzluk? Hep bir rastlantı içerisinde oluyordu ölümler. Nereden ne geldiğini anlamıyordu insan, sadece oluyordu ve sonunda katlanılması gereken kocaman bir boşlukla yapayalnız bırakılıyordu. Ve o boşluğun hiçbir şekilde çıkış yolu yoktu. Evet, bunu kabul etmek istemediği içindi tüm bu öfkesi. Yaşanabilir o kadar şey varken, insanlar hiç hesapta yokken ölüyordu. Kimisi evinden işine gitmek için bindikleri araçlarda, kimisi sokaklarda yürürken kimisi de daha bugününü yaşayamadan yarınını düşünürken ölüyordu. Ne için? Hiçbir şey için! Dostu sonuna kadar haklıydı. Yaşamdan daha anlamsız bir şey varsa o da ölümdü. Önceden planlanan, o planının içinde olan insan ve hiçbir zaman bu plandan haberi olmayan yine insan…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.