Hesse’nin 1914’de kaleme aldığı Rosshalde, kendi yaşamından izler taşıyor yazarın. Çünkü ressamlık onun kişiliğinin bir parçasıydı, uzun bir süre kendisi Hindistan yolculuğuna çıkmış ve sonrasında ilk karısından ayrılmıştı..
Kitabın konusu:
Rosshalde malikanesinde mutsuz ve çökmekte olan bir aileyi konu alıyor roman. Karısından boşanmak üzere olan ama küçük oğlundan ayrı kalmak istemediği için boşanamayan ressam bir baba, hayata karşı artık kendisini sessize almış ve her şeye tepkisiz bir anne ve tek ortak noktaları; oğulları…
Bay Veraguth (ressam baba) büyük oğluyla iletişimi hiç iyi olmadığı ve karısıyla da arası iyi olmadığı için hayattaki bütün sevgisini, ilgisini ve umudunu küçük oğluna bağlamış bir babadır. Oğlunun amansız bir hastalığa yakalanması ile beraber aile birbirine kenetlenir ve destek olur. Bu üzücü ve zor zamanlar oğlunun ölümü ile devam eder. Artık Bay Veraguth’u Rosshalde’ye bağlayan hiçbir şey kalmamıştır… Kendisi Hindistan’a arkadaşının yanına gider, eşi ve büyük oğlu ise kendilerine baş başa yeni bir hayat kurmaya…
Kitabın yorumu:
Hesse’nin hiçbir karakterini ayırmadan, olayları objektif bir şekilde anlatması, mekan ve olay tasvirleri çok güzeldi. Kitap gayet akıcı, kolay anlaşılabilir ve asla okuru pişman etmeyecek bir kitap.
Bu kitapta babanın küçük oğluna olan aşırı sevgisi beni düşündürdü. Büyük oğluna da aynı ilgiyi ve sevgiyi sabırla, vazgeçmeyip gösterseydi karşılık alamaz mıydı? Kesinlikle alırdı… Yumuşardı oğlu ona karşı. Dünya üzerinde hiçbir varlık sevgiye kayıtsız kalamaz.
Çocuklarımızı sadece ve sadece kendileri olduğu için sevemez miyiz? Ebeveynlerinin yansıması mı olmaları gerekir? İlk seçeneği de uygulayan ve severek bunu kabullenen ebeveynlerin sayısı tabi ki oldukça fazladır ama eminim ki içten içe ikinci seçeneğin de olmasını bekliyorlardır.
Diğer bir soru da; tüm sevgimizi sadece bir kişide toplamak doğru mu? Bu kişi çocuğumuz dahi olsa…
Bu kitapta baba bütün sevgisini küçük oğlu üzerinde yoğunlaştırdı ve oğlunun ona olan sevgisinin o büyüdüğünde de devam edip etmeyeceğinden korktu hep. Bu da bana kimseyi kaybetmekten korkmamamız gerektiğini hatırlattı…









