Hoyrat ve deli bir rüzgârdan ibaretti; senin adının geçtiği her şiir, her söz ve her hikaye.
Sert bir rüzgar, serseri bir mayın… Ben de öyle umarsız, deli bir cesaretle kapılıp gidiverdim; senin serin akan selinin sularına.
Bu, bir bakıma meydan okumaktı. Ateşli bir silah yaralanması gibi, koyu kırmızı kana bulanan biçare kalbimin, ne mecali kalmıştı avunmaya, ne de ümidi vardı, kendi yaralarını kendi sarmaya.
Bile bile ladestin sen, bile bile iddiaa…
Ben hep, ters esen bir rüzgara karşı yelken açmıştım, çocuksu ve masum aklımla.
Sen, kör bir kurşun; ben ise yara bandı bile olmayan bir kazazede…Olay mahalinin tam da ortasında.
Sadece metal gövdesi olan, tetiğine dokununca kurşunlar yağdıran bir mekanizma mıydı tüfek?..
Oysa ben; kuzguni renkli dalgalı saçlarında, parmaklarımı dolandırırken; kurşun misali koyu kahverengi gözlerinin namlusuyla vurulmuştum, kalbimin orta yerinden .
Bir metal ağırlığındaydı şimdi yaralı gönlüm, sen ki en tehlikeli tuzaktın bu yaşıma dek gördüğüm.
Ve bilmelisin ki sevgilim, ben şimdi olay yerinde ağır bir enkazım; gözlerinin kurşuni bakışı ile beni öldürdüğün…









