BİR DÖNÜM NOKTASI – 27 Nisan 1909

3

Tarihler 27 Nisan 1909’u gösterdiğinde Osmanlı İmparatorluğu ve hakim olunan tüm coğrafya bir dönüm noktası yaşıyordu.
Ve 33 yıllık bir dönem bitmek üzereydi.Çalışma odasında sükunetle oturan bir padişah vardı ve mahzundu. Onca mücadeleler aklından çıkmıyor yaşadığı her zalimliği aklından geçiriyordu. Yine de bıkmamış usanmamış mücadelesini son raddeye kadar vermişti.
Padişah olarak tebaasının aziz hakkını sonuna dek savunmuş; halife olarak ise tüm İslam aleminin sonuna kadar arkasında durma dirayetini göstermişti. Yapmış olduğu mücadelelerinin neticesinin bu odada öğrenmiş, zalimlerin planlarını bu odada çürütmüş hain planlarını bu odada boşa çıkarmıştı.
Devlet gelenek ve göreneklerini bu odada sonuna kadar yaşamış ve yaşatmıştı. Kendi deyimiyle; bu odada  bu aziz milletin herhangi bir kararına abdestsiz imza atmamıştı.
33 yıl boyunca devletini ayakta tutan, dini İslam’a bir halife olarak hizmet eden padişah mahzun bir şekilde sadece oturuyordu.. İçinden ‘yaptığım tüm hizmetlerin üzerine bir kara çarşaf serdiler.. Ama hamdolsun Allah gördü..’
Öyle ki ona karşı kılıç kuşanmış şairler (ki başlarında Mehmet Akif Ersoy gelir..) o gittikten sonra kıymetini anlamış olacaklardı. Ama her şey için çok ama çok geç olacaktı.
Olayların 27 Nisan 1909’a dayanmasına sebep olarak 31 Mart olayı gösterildi. Bizim 31 Mart Olayı olarak bildiğimiz bu talihsiz olay Miladi takvim ile 13 Nisan’a denk gelmiştir. 31 Mart Olayı’nda çıkan tüm olumsuzluklar tek bir yere fatura edildi.. O da 33 yıl boyunca bu tebaa için ve bu ümmet için kendinden vazgeçmiş olan 2.Abdülhamit Han Hazretleriydi.. Halbuki 31 Mart Olayı’nı avcı taburları başlatmış-körüklemişti, avcı taburları da 3.Orduya bağlı birliklerdi.
Tüm bu zinciri mahzun padişah kurabiliyordu ancak görmek istemeyenler için tek sebep kendisiydi..
Tüm bu düşünceler içindeyken kapı çaldı.. Karşısında ‘tahttan indirildiğinin’ beyanını iletecek olan ekip belirdi.. Padişah hazretleri yüzlerine bakmadı, bakmaya lüzum yoktu tanıyordu..
Emanuel Karasu-Selanikli bir yetkili-Yahudi bir cemaat lideri-İttihat Terakkili bir paşa ve Esat Toptani..
2. Abdülhamit Han hazretleri hepsini tanıyordu ama Esat Toptani’yi başka tanıyordu. O Arnavutlu bir ırkçıydı Balkan Savaşında Osmanlı ordusunu arkadan vurmuş bir haindi.. Teşkilatı Mahsusa raporlarında ismi bizzat padişahın önüne gelmiş bir isimdi..
Padişah Hazretleri önünde sergilenmiş tiyatroyu vakur bir şekilde izledi.. Boyun bükmedi.. Her şeyin asıl sebebi Filistin topraklarını Yahudilere peşkeş çekip satmamış olmasıydı biliyordu..
Tarih ironilerle doludur.. Padişah Hazretleri ev hapsinde tutulduğu bu köşkte o günü dün gibi hatırlıyordu..
Selanik’teki bu köşk Alatin Köşk’ydü ve bir Yahudi’ye aitti.. Cuntanın Padişah Hazretlerine mesajı çok netti..
Sultan 2.Abdülhamit Han masasının başında Suriye’de bulunan Şeyhi Mahmut Ebu Şamat’a gönderdiği şu mektupta her şeyi anlatmıştı: (Mektup elimize ulaşmış yazılı belgedir.)
“Ancak ve ancak ‘Jön Türk’ ismiyle maruf ve meşhur olan İttihat Cemiyeti’nin rüesasının tazyik ve tehdidiyle Hilâfet-i İslâmiyeyi terke mecbur edildim. Bu ittihatçılar, Arazi-i Mukaddese ve Filistin’de Yahudiler için bir vatan-ı kavmî kabul ve tasdik etmediğim için ısrarlarında devam ettiler. Bu ısrarlarına ve tehditlerine rağmen ben de katiyen bu teklifi kabul etmedim. Bilâhare yüz elli milyon altun İngiliz lirası vereceklerini vaat ettiler. Bu teklifi dahi katiyen reddettim ve kendilerine şu sözle mukabelede bulundum: ‘Değil yüz elli milyon İngiliz lirası, dünya dolusu altın verseniz bu tekliflerinizi katiyen kabul etmem! Ben otuz seneden fazla bir müddetle Millet-i İslâmiye’ye ve Ümmet-i Muhammediye’ye hizmet ettim. Bütün Müslümanların ve salatin ve Hulefa-i İslâmiyeden aba ve ecdadımın sahifelerini karartmam ve binaenaleyh bu tekliflerinizi mutlaka kabul etmem’ diye kat”î cevap verdikten sonra hal’imde ittifak ettiler. Ve beni Selanik’e göndereceklerini bildirdiler. Bu son tekliflerini kabul ettim ve Allah Teâla’ya hamd ettim ki ve ederim ki; Devlet-i Osmaniyye ve Alem-i İslâm’a ebedî bir leke olacak olan tekliflerini, yani Arazi-i Mukaddese ve Filistin’de Yahudi devleti kurulmasını kabul etmedim. İşte bundan sonra olan oldu. Ve bundan dolayı da Mevlâ-yı Müteal Hazretlerine hamd ederim.”

Sultan 2.Abdülhamit Han Hazretlerinin ve mukaddes davada mahzun bir şekilde ya da şanlı vakur bir şekilde vefat etmiş tüm devlet büyüklerimizi şükran, hasret ve rahmetle anıyor, aziz emanetleri olan bu vatan ve devletimizi payidar edeceğimizin sözünü vermek istiyorum..

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.