En ufak bir olayda demokrasi diye bağırarak meydana çıkıyoruz. Ama ne yazık ki o bağırarak millete duyurmaya çalıştığımız kelimenin anlamını henüz anlayabilmiş değiliz.Demokrasi diyoruz, demokrasi istiyoruz ama istediğimiz ayağımıza kadar gelince ‘Hayır, benim istediğim bu değil. Benim istediğim istediğim her şeyin olması, benim istediğim özgürlük!’ diye rengimiz değişiyor birden. Sonra bir de bakıyoruz ki; bir kelimenin sözlükte ne kadar tek bir anlamı olsa da, koskoca toplumda herkes başka başka anlamlar yüklemiş. Bu kadar farklı renkler olmasa birlikteliğin bir anlamının olmayacağının farkındayım. Benim tek derdim bu renklerle bir gök kuşağı oluşturmak yerine, görüntü kirliliği yaratmamız, hep birbirimizin önüne çıkmaya çalışmamız. Oysa hepimiz tek tek ele alındığında ne kadar da güzeliz. Kırmızının o canlılığını siyahlarla öldürmeye ne gerek var? Veya beğenmedik diye tuvali sil baştan beyaza boyamaya.
Demokrasi için sözlükte: ‘Halkın kendini yönetmesi ya da halkın halk adına yönetilmesi.’ yazıyor. Bir diğeri de ‘İnsanın saygınlığına değer veren, kişilerin karşılıklı anlayış içinde birbirlerine özgürlük tanımalarını ve bunun için sorumluluk duymalarını birlikte yaşamanın temeli olarak alan yaşama biçimi.’ Şimdi bu iki anlamı yok sayıp ‘Demokrasi de ne demekmiş? Yaşasın özgürlük!’ dersek sizce de diğer bireylere haksızlık etmiş olmaz mıyız? Bunları söylemek zaten değil midir insanların bencilliğinin, doyumsuzluğunun en büyük göstergesi?
Demokrasi için çoğu şeyden vazgeçmiş, benliğini yitirmiş bir milletin; şimdi özgürlük için demokrasiden vazgeçmesi nasıl bir anlayış? Anlayabilmiş değilim. ‘Hep bana, her şey bana, ben ne dersem; o olur, işime gelmiyor, canım istemiyor…’ gibi anlayışları bir yana bırakıp ‘Biraz DEMOKRASİ’ diyorum. Herkesin düdüğünün öttüğü yerde gürültüden başka ne elde edilebilir? Acaba siz bulabilecek misiniz diye, düşünmeyi size bırakıyorum.
Bir klasikle bitiriyorum sözlerimi… Herkes herkesi sevmek zorunda değildir. Bu kişisel yaşantımızda, hayatın her anında böyledir. Ama herkes herkese saygı duymak zorundadır. Ve bu ne yazık ki (bir çoğu için ‘ne yazık ki’) değiştirilemez bir gerçektir. Eğer biz de bu toplumun bir parçasıysak isteklerimizi bir kenara bırakıp önce bir etrafımıza bakmalıyız. Bunun için düdükleri bırakıp diğerlerine kulak vermeliyiz. Öteki türlü saygı duymadığımız insanlardan saygı beklememizin pek de bir anlamı yok sanki…









