Size belkide hiç denk gelmediğiniz bir kalemden ve kitaptan bahsetmek istiyorum. Geçmiş ile geleceği harmanlayan bu kitabı çoğunuz görmemişsinizdir bile raflarda.
Emekli bir ingilizce öğretmeninin kalemini okuyacaksınız Bitanem adlı kitabında ya da diğerlerinde. Eski zamanlar ve yeni zamanları birbiri ile harmanlayarak eserine yansıtan yazar akıcılığı ile okunası bir kitap sunmuş okurlarına.
Üstüne üstelik eğer İzmirli iseniz sizde benim gibi şu halini bildiğiniz İzmir’in eski halini birde romanda okuduğunuz zaman adeta müptelası olursunuz.
Candan Özer ve kitabı aslında çok uzun süredir kitapçımın bana tavsiye ettiği ama nedense elimin bir türlü almadığı bir kitap idi. Ve tatilde kitapsız kalınca kendimi attığım kitapçıda nedense elime bu kitap geldi ve almak istedim. Pişman olmadan gündüz saat 5 sıraları başladığım kitabı akıcılığı sayesinde sanırım birazda hızlı bir okur olmam 🙂 sebebi ile gece yarısı 3 sıraları ile beklemediğim bir son ile bitirdim.
Geçmişi, geleceği, aşkı ve bir kadının en güçlü hallerini anlatan bu kitap sizi de başka diyarlara sürükleyecek eminim. Yokluğu, yokluğa rağmen boyun eğmemeyi karakterin günlerce aç yatmasını buna rağmen muhtaçlığını belli etmemesi hüzne boğuyor adeta insanı.
Dostluğun da işlendiği bu kitap sizi bilinmez bambaşka diyarlara savuracak…
_Arka Kapak Yazısını da Buraya Bırakıveriyorum :)_
Adım Leyla. Bu benim romanım. İstanbullu diplomat bir çiftin, arkadaşsız, kurallarla biçimlendirilmiş, aynı yerde yaşıyor olmasına rağmen annesinin yüzüne hasret, babasını sadece resmi bayramlarda görebilen, babaannesiyle Ankara’da büyümüş bir kızıyım. Amacım; kendimi, eksikliklerim ve yanlışlıklarımla çırılçıplak soymaktı. Bu bir anlamda çirkinliklerimin, acılarımın, özlemlerimin, pişmanlık duyup utandığım, hatta neden yaptığımı bile anlayamadığım davranışlarımın bir dışa taşması, itirafı. Belki de ölmeden önce sırtımdaki yükleri atmanın bir yolu…
Adım Yücel. Bu romanı Bitanem yazmış. Gerçekten de o benim bitanemdi; onu ilk kez gördüğüm günden, gözlerimi bu dünyaya yumuncaya kadar. Ben yaşamaya onun gözlerinde başladım ve hayata veda etmeden gördüğüm son şey, yine onun gözleriydi.
Okulun ilk haftasında tanıdım onu; o da benim gibi çelimsiz bir kızdı. Konuşmaya başlayınca onun da Türkçesinin benden daha iyi olmadığını anladım. Aylül, Mardinli bir Süryani kızıydı. Elimi ilk tutan kişiydi bu tanımadığım yeni dünyada, ilk arkadaşımdı, yıllarca hayatımdaki en değerli yeri tutan ve hasretinden öldüğüm dostumdu.
…Hayır, annemle babamın öldüklerini öğrendiğimde ağlamadım. Onlara öyle öfkeliydim ki; kucaklarının tadını bile bilmediğim, kokularını hatırlamadığım ve çocukluğumu onlarsızlığa mahkûm ettikleri ve beni bırakıp gittikleri için…
…Sonra burnumun ucunu öpüp, bir de teşekkür ederek arkasını döndü. Bir dakika bile geçmeden uyumuştu. Kocamın temasıyla kutsadığı kadınlığım, kendine destek yaptığı omuzlarım ve burnumun ucuyla üşüdüm.










Harika bir kitap herkesin okumasini tavsiye ederim kitap okumayi sevmiyen bir insan olarak 3 gunde okuyup btirdim bu kitabi