Cennetten Çiçeğime

13

Nergis, binanın girişindeki posta kutusunda adına gönderilen zarfı görünce iki adım geri gidip şeffaf kutunun önünde durdu. Gönderenin adının olmadığı saman zarfı eline aldı. Önceden olsa ‘’Ucuz olduğu için alınmıştır’’ diye düşünürdü. Oysa günümüzde değer verildiği için tercih edilmişti ya da saman kâğıt ve zarfı sevdiğimi bilen biri diye aklından geçirdi. Giriş kattaki evinin çelik kapısını açtı, dirseği ile çabucak kapattı ve alelacele zarfı açtı.

-Aman Allah’ım bu da ne!  Dedi şaşkın ve etkilenmiş bir ses tonuyla.

Yine saman kâğıdı üzerine, daha önce hiç görmediği bir kalem ile yazılmış bir mektup. Simli kalem mi kullanılmış, yok yok, sırmalı iplik ile nakış nakış işlenmiş bu harflerin, kelimelerin ve cümlelerin bir sırrı olmalıydı; tıpkı varlığımızın sırrı gibi…

 

ÇİÇEĞİM

Yavrum, Nergis’im, güzel kızım biliyorum beni çok özlüyorsun, özlüyorsunuz.  Ben de seni ve sizleri özlüyorum. Cennette bana zor gelen tek şey; siz yavrularımın hasretidir. Çok şükür baban da geldi yanıma, kavuştuk…  Sizi sordum hemen:

-Evlatlarım nasıl?

Anlattı baban her şeyi bir bir.

Yuva kurduğunda yanında idim.  Beyaz sana çok yakışmıştı, saçını okşadım, öptüm, kokladım defalarca.  Mehdi oğlumu da sevdim, sana kıymet veriyor. Gözlerim yaşardı mutluluktan. Mutlu ol, mutlu olun…  Şanslı adam, şu baban. Tüm çocuklarının mürüvvetini gördü….

Torunlarımdan bahsetti uzun uzun…  İlk göz ağrım, Can Mehmet’im hariç hiçbirini dünya gözü ile göremedim, yavrularımın yavruları torunlarımı…  Dualarında beni unutmuyorlar. Çok mutlu oluyorum. Ömer, Yusuf, Abdullah, Samet, Dudu; Elif, Mert, Zeynep, Ahmet ve Mehmet’ten gelen Fatihalardan. İki damla gözyaşım düşüyor, cennet topraklarına.

İşte diyorum, işte hayırlı evlatlarımın, hayırlı evlatları (Maşallah). Allah Allah nidam yankılanıyor cennetin her köşesinde.  Hamdolsun Rabbim’e, fakir ama gönülleri zengin bir aile idik. Mutluyduk, sevgi dolu idik…

Aman yavrum, kimseyi incitmeyin, kırmayın. Size taş atana; siz ekmek atın, gül atın… İyiler hep kazanıyor. Burada daha iyi anlıyor insanoğlu. Herkes, kendine yakışanı yapar. Siz, size yakışanı yapın. Ne olursa olsun; iyilikten, güzellikten,  doğruluktan ve haktan vazgeçmeyin. Ben, hiç vazgeçmedim.  Harama yan gözle bile bakmayın. Dürüst olun, idam sehpasına gitseniz bile asla yalan söylemeyin… Az konuşun, çok dinleyin… Herkes uyurken, siz kalkın… Güneş üzerinize doğmasın… İşinize gücünüze bakın. Temizlik koksun eviniz, barkınız…  Bulunduğunuz yeri güzelleştirin, farklılaştırın, anlam katın… Herkes kapısının önünü süpürürse mahalle temiz olur, mahalleler temiz olursa ilçeler, şehirler ve ülkeler temiz olur…

Mevlana kapısı gibi olsun yuvalarınız;  kim, hangi düşüncede, inançta olursa olsun, huzur bulsun ocağınızda. Âlimler dostunuz, âşıklar yoldaşınız, garipler sofradaşınız olsun…  Hiç kimseye şucu, bucu, ocu, açık, kapalı, oruç tutuyor-tutmuyor ve namaz kılıyor- kılmıyor diye ayrıcalık yapmayın sakın aman sakın… Her canlı inancını, tercihini yaşar…  Kimseyi dışlamayın, hor görmeyin, kınamayın ve yargılamayın.

Bu bizim haddimiz değildir. Siz insanların yüreğine bakın, insanlığına bakın. Önce siz insan olmak için çabalayın, cümlesinin içinde de sizlerin; yuvanız şen, bedeniniz sağlıklı, kazancınız bereketli, ilminiz daim olsun… Eşleriniz ile el ele, gönül gönüle olun. Çocuklarınızı sevgiyle büyütün… Konuşun, eleştirmeden dinleyin, anlamaya çalışın.Yerde gördüğünüz ekmekleri alıp besmele ile yukarı bir yere koymayı unutmayın… Aman ha cam kırığı, çivi, muz kabuğu var ise onları bir bir toplayın. Yaşlılar ve çocuklar muz kabuğuna basar, bir yerini kırar; cam kırıkları birinin lastiğini patlatır, Allah korusun…

Okuyun, hiç usanmadan okuyun. Her şey okumak ile başlar, her güzelliğin ilk harfidir okumak. Ekin, üretin, tüketmeyin. Çalışın, emek verin. Yaradan’ın biz kullarına en güzel hediyesi olan ömrünüzü, sağlığınızı, aklınızı ve zamanınızı çok iyi kullanın. Hiç kimsenin üzerinizde hakkı kalmasın, her adımınızı ölçerek, biçerek ve düşünerek atın ki keşkeleriniz pişmanlıklarınız olmasın canım yavrum. Dünya telaşına dalıp kardeşlerinizle birbirinizi ihmal etmeyin sakın. Hiçbir şey kırılma noktanız olmasın. Küsmek için bahaneler aramayın, tam tersi küsmeyin, darılmayın. Hayat öyle sanıldığı gibi uzun bir yolculuk değil, kelebek ömrü gibi kısa. Bağışlayın, affedin…  Birbirinizi incitin diye doğurmadım sizleri ve onca sıkıntıya da bunun için göğüs germedim…

Büyük küçük beklemeyin. Ben size hiç küslüğü öğretmedim. Siz de biliyorsunuz ki çok incitildim (Hakaret, küfür işittim) ama her seferinde gönlümün aldığı kadar affettim… Birbirinizle bağlarınızı koparmayın; bir olun, birlik olun. Birbirinize sık sık gelip gidin. Aile ipine sımsıkı kenetlenin, kardeş ipine… Hakkım helal değildir yoksa. Sıla-i rahim yapın, atalarınızı arayın, ziyaret edin, küçük de olsa hediyeler alın ve sevindirin… Her bayram sabahı, beyaz elbisemi giyip geliyorum yanınıza.  Baban hayatta iken baba evinde, şimdi ise abinde toplanıyorsunuz.  Çok mutlu oluyorum ‘’İşte benim eserlerim’’ diyorum babana.  Sarılıyorum, kokluyorum, öpüyorum sizleri tek tek… Saçlarına taçlar takıyorum torunlarımın.  Sırtlarını sıvazlıyorum gelin ve damatlarımın, sizleri bu kadar sevip değer verdikleri için… Sağ olsunlar, var olsunlar.

Hani bazen bilemediğin (Anlam veremediğin) misk gibi bir koku alıyorsun ya ansızın, işte o vakit ben geliyorum, sana geliyorum, üzerime sinmiş cennet kokusu ile…

Çiçeğim, Allah’ım sana emanet gönderdi. Gönlünü hoş tutasın, evladın gibi sevip sarmalayasın Tutku Murat’ı. O daha çocuk; iyiyi, kötüyü ayırt edemez. Bilemez kim haklı kim haksız, ona sen öğretesin.  Yaralı bir kuştur, merhem olasın. Doğuran değil, yüreğinde büyütebilen annedir Allah katında da kul katında da…

Baban söylemişti, kayınbaban kışın yanında kalıyormuş. Ata dörttür. Aman kızım,  saygıda kusur etmeyesin. Az çok gördün beni Ümüs anama (kaynana) ve atalarıma nasıl davrandığımı. Senden de sizden de aynısını beklerim kuzum.  Yaşlılar alıngan, kırılgan olurlar; incitmeyesin.  Oğlun da olsa kızın da olsa zordur birinin yanında kalmak, onun düzeninde yaşamını devam ettirmek.  Her cümleni düşünerek, akıl süzgecinden geçirerek konuş.  Söz ağırdır, çıktı mı ağızdan izi kalır. Tertemiz çarşaflar ser yatağına, yemeğini çok koy tabağına. Fazla geleni çöpe dökeceğini bilsen de doldur tabağını.  Belki doymaz, istemeye çekinir. Sevdiği yemekleri öğren, damak tadına göre onları yap arada sırada. Canın ne kadar sıkkın olursa olsun yüzün hep gülsün, suratını asma.

Tebessüm ile aç kapını ‘’Hoş geldin’’ diyerek karşıla. Güle güle, Allah’a emanet ol diyerek uğurla.  Hastalanınca ilgilen, doktora götür. Tek başına hastaneye gitmesin, kimsesiz gibi garip gibi. Yanında ol, yanı başında ol. Hatırını sor, harçlığının olup olmadığını sor. Ütüsüz giydirme sakın, tiril tiril olsun üstü başı dostuna, düşmanına karşı…  Siz, bugün hizmet edin ki yaşlanınca size de hizmet edenler olsun. İyilik eden iyilik, kötülük eden kötülük bulur. Siz, iyiliği besleyin, büyütün. Göreyim seni, babanla benim dualarımı aldığın gibi kayınbabanın da duasını al. Kimse kalıcı değil fani âlemde tıpkı gençliğimiz, sağlığımız, aklımız, malımız, mülkümüz ve kariyerimiz gibi… Yüce Rabbim’in biz kullarına hediyesi…

Herkes yüreği kadar sever, yürekleriniz kadar sevin; ağacı, kuşu, böcekleri, yağmuru, çocukları, insanları, çiçekleri, kardeşlerini ve her şeyi. Sevmeyi sevin, Allah için sevin. Sol yanınız sevgi dolsun, neşter vurun her kötülüğe. Evlerinizden hiç eksik etmeyin çiçekleri, rengârenk olsun her yer. Tıpkı hayat gibi…

Yavrum, yalan dünyadasınız, adı gibi aşağı bir yer… Zorluklar, sıkıntılar, dertler ve kötülükler her daim olacaktır.  Bunlara sakın üzülmeyin.  Ne zaman kendini çaresiz ve mutsuz hissedersen işte o zaman; sessizliği dinle, evreni dinle, Ney’i dinle, yüreğini dinle ve Yaradan’ı dinle… Karda açan kardeleni, dağdaki çiğdemi, mis kokulu nergisi, rüzgâra kanat çırpan bir serçenin uçuşunu, uyuyan bir bebeği, hastanelerin acil servisini seyret… Yağmur altında şemsiyesiz gez…

Allah, sizleri benden, babandan çok daha seviyor, koruyor ve kolluyor.  Ömür gibi üzüntüler de geçici.  Unutma;  her kara bulutun arkası yağmur. Sonrası rengârenk dizilen gökkuşağı ve yeniden açan güneş.  Her zemherinin bitişi bahar ve her sabrın sonu ermiş murada… Dua edin, dua edin ve dua edin. Sınavsız sınıf atlanmıyor. Hayat denilen yolunuzda önünüze çıkan her türlü engeli (Taşı), elinize alın, inceleyin sonra bir kenara koyun ve arkanıza bile dönüp bakmayın. Devam edin yolunuza…  Alıkoymasın hiçbir çakıl, taş ve diken…  Her kul kendin de olanı ikram eder. Yürürken taş ve pislik atan da olur gül atan da…  Gül atana teşekkür et, pislik atanı da Allah’a havale et. Sen yorulma, O adaletini konuşturur.

Ne keyif alırdık beş çaylarından. Misler gibi kokardı. Allah ne verdiyse ekmeğimize katık eder, iştahla yerdik. İçtiğiniz her çayda beni hatırlayın olur mu?  Ne çok dinlerdim Neşet Ertaş’ı, Zeki Müren’i, Nuri Sesigüzel’i, Emel Sayın’ı… Plakları çalarken mavi emaye çaydanlıkta demlediğimiz çayı yudumlamak, ne mutlu ederdi. En çok da Zeki Müren’in şarkılarına eşlik ederdim, yanık sesimle…

Hayatım, nasihatlerim, insan sevgim, vatan sevgim, İslam sevgim, bayrak sevgim, ezan sevgim, toprak sevgim, okuma aşkım, abin, ablam ve kardeşlerin mirastır benden sana.

Kuzum, hani hep bahçeli, müstakil bir ev hayalim vardı ya (Allah’ım böyle bir ev nasip ederse;  ben oturmadan, ihtiyaç sahibi birine hiç kira almadan bir yıl oturmasına izin vereceğim diye ahdettiğimi), işte duamda olan öyle bir evi hatta daha iyisini, güzelini Mevla’m burada verdi bana. Kocaman bir bahçesi var, her yer yemyeşil, çeşit çeşit ağaçlar, yemişler, rengârenk çiçekler var. Kadife gibi duru akan kaynak sular,   bembeyaz köşkler, daha neler neler var…  Bilmem ki nasıl anlatsam dünya gözü ile mekânımız cenneti. Belirsizliklerden sıyrılmış, sorulardan ayrılmış, zamansız, mutlu ve huzurlu mahşeri bekliyoruz.  Rahmetler yağıyor sağanak sağanak. Yıldızlar düşüyor uzun, simsiyah düz saçlarıma. Ay gibi parlıyorum okuduğunuz her duanızda…  Bizi merak etme, düşünüp ağlama, ağlama yavrum…

Çiçeğim, Nergis’im biliyorum; korkuyorsun ölümden. Korkma, cesur ol. Allah bizimle. Ölüm; yok oluş değil, ebedi âleme başlangıç, varoluştur… Ben ve baban seni bekliyoruz. Karnımdan dünyaya merhaba dediğinizde karşıladığım gibi karşılarım sizi. Sabırla, sevgiyle ve özlemle…

Duydum ki baban ile benim adıma hayallerin, duaların, hayratların varmış. Güzel kızım, Rabbim hayırlısı ile nasip etsin İnşallah. Ben inanıyorum, sen de inan olacak evelallah…

Ya Allah bismillah de içinden geçenler için adım at, gerisini bırak en sevgiliye… Her şey vaktini bekler. Vakti gelince açılır tüm kapılar sonuna kadar. Ümidini hiç kaybetme, imkânsızlıkta bile imkân vardır.

Çiçeğim, dualarınız, dualarımızdır. Bizleri hiç unutmayın. Unuttuğunuz gün, öldüğümüz gündür…  Sizleri önce Yaradan’a sonra da birbirinize emanet ediyorum…                      .

Annen Dudu SARIKAYA

 

Ağlayarak okuduğu nurlu mektubu, annesinin elini tutmuş gibi sımsıkı tuttu ve kalbine bastırdı… ‘’Annem’’ dedi hıçkırıklar içinde. Sadece annem diyebildi.

Öyle ya daha söylenecek söz kalmış mıydı-

 

 

Nergis SARIKAYA YILMAZ

18.06.2019

 

 

    • Yine saman kâğıdı üzerine, daha önce hiç görmediği bir kalem ile yazılmış bir mektup. Simli kalem mi kullanılmış, yok yok, sırmalı iplik ile nakış nakış işlenmiş bu harflerin, kelimelerin ve cümlelerin bir sırrı olmalıydı; tıpkı varlığımızın sırrı gibi.Güzel yürekli m” Giriş muhteşem…

      Fatihalardan. İki damla gözyaşım düşüyor, cennet topraklarına…Bu cümle çok etkileyiciydi.Çok beğendim.

      Herkes yüreği kadar sever, yürekleriniz kadar sevin; ağacı, kuşu, böcekleri, yağmuru, çocukları, insanları, çiçekleri, kardeşlerini ve her şeyi. Sevmeyi sevin, Allah için sevin. Sol yanınız sevgi dolsun, neşter vurun her kötülüğe. Evlerinizden hiç eksik etmeyin çiçekleri, rengarenk olsun her yer. Tıpkı hayat gibi…Rabbim yüreklerimizi geniş eylesin,Ve senin yüreğin engin yüce dağlar misali uçsuz bucaksız…

      Unutma; her kara bulutun arkası yağmur. Sonrası rengarenk dizilen gök kuşağı ve yeniden açan güneş… Bu cümle beni alıp götürdü dünlere “ve yüreğimin izini ebediyete taşıyacağından emin olduğum yarınlara…Nergizim,sebebini bilmiyorum ama ben sana Nergiz demek istiyorum…Belki de herkesten özel bir hitap şekli olsun içindir!”İnan bana,baştan sona mükemmel bir yazı olmuş,ben sadece bir kaçını tekrar ederek bir üst seviyede beğendiğimi ifade etmek içindir…Seni seviyorum yolun açık olsun.Her zaman yanındayım…

      Yanıtla
      • Çok teşekkür ederim güzel insan Emine Kara. Senin gibi kalemi güçlü bir yazardan böyle cümleler duymak mutluluk verici. Sevgiler

        Yanıtla
  • Nergis ben hatice eski komşun yaşadığın onca zorluğu rağmen hala böyle umut dolu hislerini düşüncelerini böyle güzel yansıtman harika inşallah devamıda olur ..

    Yanıtla
  • Bir solukta okudum..Önce yüreğinize sonra kaleminize saglik..

    Yanıtla
  • Ablam canım bir kere sadece seninle sohbet etme şansım oldu sadece bir kere aradan 20 yıl geçti nasıl zarif nasıl kalbi güzel nasıl kusursuz bir insandı diye hiç unutmadım…şimdi bu yazıyı okuyunca şuan neler hissettiğimi yazamam ben öyle bir kabiliyetim yok ama çok derin hissettim çok derin ablacım…mekânı cennet olsun…Çok şanslısın şimdi bu üretken ve koşulsuz sevginin kime neye dayandığını daha iyi anladım sevgilerle…

    Yanıtla
  • Canim ablam diline yüreğine binlerce kez sağlık versin okurken sanki ben okumadım canım halam karşımda bana söylüyor yanında annem babam ve amcam mekanları cennet olsun

    Yanıtla
    • Canım kardeşim, çok teşekkür ederim. O annenin evlâdı olmak, ne büyük bir şans… Çok şükür…. güzel gönlüne selâm olsun

      Yanıtla
  • Canım ablamm ben oturduğun bınadan Yasemin kalbine yüreğine sağlık valla tek aolukta nefes almaksızın okudum be gözyaşlarım aktı ne güzel yüreklı ınsansın sen helal olsun sana ablam benim başarılarının devamımı dilerim

    Yanıtla
Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.