Güllü Sümbüllü Samimiyet(siz)ler

İnsanlığın tarihinde sayfalarca yer kaplayacak olan şu günlerde, insan ırkına yönelik olan tüm yüceltmeleri, tüm insancıl kuramları ciddi anlamda sorguladığım bir aşamadayım. Buna insanın gerçekten sosyal bir varlık olup olmadığı da dahil. İnsanoğlunun çoğu davranışı kendini hayatta tutabilmek uğrunayken bazı davranışları da salt karşı taraf için olabiliyor (Bunun evrimsel kökenine girmek, düşüncelerimi şu anda detaylandırmak istemiyorum). Ve ben bu iki davranışı birbirinden ayırt etmekte çok zorlanıyorum. Karşımdaki insanın hangi davranışı salt benim iyiliğim içindi? Hangisi benim iyiliğimmiş gibi görünen bencil bir davranıştı? Yüz yüze sosyal ortamlardayken bunun ayırdına varmaya pek çaba göstermezdim çünkü o anda aldığım sosyal ödüllerin coşkusu düşüncelerimi perdelerdi. Ama yaşamış olduğum 2 aylık bol online etkileşimli şu süreçte fark etmiş olduğum bir şeyler var:
Özellikle yazılı iletişim esnasında bencillikler, karşı taraf düşünülüyormuşçasına ifade edilip yanına gülen yüz, çiçek, yıldız emojisi konularak güya iyi niyet gösteriliyor.
Örneğin:
-Ne kadar güzel beceriksizsin 😊
-Beceriksiz miyim? Niye öyle dedin? Üzüldüm şimdi
-Niye böyle algıladın ki, iyi bir şey dedim.
-(Doğru ya ben yanlış anladım: güzel demiş, emoji koymuş)
Eğer gerçekten samimiyetle söylediğin bir şey varsa ve yanına bir gül, çiçek koymamışsan “Bir sorun mu var?” diye sorun sizmişsiniz gibi davranılabiliyor. Yani samimiyetin online göstergesi; samimiyetsiz samimiyetlerin olmazsa olmazı: güller, çiçekler, eblek gülümsemeler. Formüle etmek gerekirse:
Bencil, yüzeysel, samimiyetsiz ifade+emoji> samimi ifade
Aslında çoğu ruh sağlığı uzmanının pompaladığı “sosyalleşin, arkadaşlarınızla sık sık görüntülü konuşun” fikrine artık katılmıyorum. Bu süreçte o kadar da sosyalleşmeye ihtiyaç yok. “Özellikle bu süreçte”. Görüntülerimizin ve sesimizin karşı tarafa iletilmesi de sosyallik değil bence. Yanlış anlaşılmalara ve kırgınlıklara bol fırsat tanıyan mekanik bir bağlamda sosyalleştiğimizin yanılsaması sadece… Sosyalleşmeyi online ortamlarda da yapabileceğimizi sürecin başında ben de iddia etmiştim. Bunun fiziksel bir izolasyon olduğunu sosyal bir izolasyon olmadığını düşünmüştüm Şu an bu iddiama katılmıyorum. Online ortamlarda bir insanın gözünün parıldamasını, gözlerinin dolduğunu göremezsiniz, yediği yemeğin üzerine sinmiş kokusunu, gün sonunda buluştuğunuz arkadaşınızın ter ve parfüm kokusunu alamazsınız vs. vs. Bunlar ne kadar da önemliymiş sosyalleşirken…
Dünyaca bir felaket yaşıyoruz. Dünyaca bir sürü kan kaybettik. Bir yas yaşamalıyız. Bu bir yas süreci, normal hayatımıza bir şey olmamışçasına devam edemeyiz. Ben bunları yazarken yüzlerce insan nefessiz kalarak ölüyor mesela. Bu büyük bir dehşet. Odalarımıza kapanıp ağlamalı, durumun şokunu yaşamalı sonra durumu kabullenmeli ardından minik minik normalleşmeliydik. Sevdiğimiz ve özlediğimiz insanlarla minik minik irtibata geçmeli bir anda sosyalleşme yanılsaması, iş-uğraş havuzuna itilmemeliydik. Bunda tamamıyla kendimi suçlamıyorum, bilim kurulunda ruh sağlığı uzmanlarının görüşlerinin alınmasına çok geç başlandı. Ruh sağlığı uzmanlarının görüşleri alınana kadar da biz çoktan sistemin çarkları olarak ruhumuzu bir kenara bırakıp çalışmaya, derslere devam etmeye başlamıştık. Bu hasarın bir geri dönüşü de yok bu saatten sonra.
Sosyal çevrem genellikle psikologlardan ve psikolojik danışmalardan oluştuğu için iletişim kurma biçimlerini genel olarak beğendiğim kişilerle muhatap oldum. Bu bakımdan kendimi şanslı hissediyordum. Fakat sonradan fark ettim ki her ne kadar araştırmalar iletişimin eğitimle geliştirilebileceğini savunsa da ve lisans eğitimi boyunca psikologlara ve psikolojik danışmanlara doğru iletişim kurmaya dair dersler verilse de doğru iletişim için kişisel yatkınlık da epeyce önemliymiş. Nasıl samimi olunacağı iletişim kitaplarında yazmaz mesela. Yazsa bile samimiyeti doğru sözcükleri seçerek karşı tarafa aktaramazsın.
Ruh sağlığı çalışanlarının çok sevdiği bir dil vardır “BEN DİLİ”. Bu süreçte anladım ki bu bir “BENCİLLİK DİLİ”ymiş. Bilmeyen kişiler için ben dilini kısaca şöyle açıklayayım karşı tarafa kendini ifade ederken duygularını, karşı tarafın davranışlarını ve ne istediğini belirtirsin. Mesela: “Bana bu şekilde kaba davrandığın zaman kendimi çok kırılmış hissediyorum, bana daha kibar davranmanı istiyorum”. Görünüşte kusursuz. Formülü bile var!
“Karşı Tarafın Davranışı+Duygu+İstek
Ben de çok severim bu dili kullanmayı fakat karşı tarafın niçin kaba davrandığıyla ilgilenmiyor bu dil. Benim duygum, benim isteğim…. Karşı taraf? Karşı taraf şanslıysa o da bu dili kullanmayı bilir ve yüzeysel bir biçimde o da duygusunu aktarır. İletişiminiz yüzeysel yüzeysel biter. Bu dili kullanırken şiddet yoktur, kimse bir terbiyesizlik yapmış olamaz herkesin istekleri ve düşünceleri vardır ve onu ifade eder. Oh ne ala memleket! Bu dili kullanmayı biliyorsanız istediğiniz terbiyesizliği yapıp “bu şekilde düşünmüştüm” diyerek yaptığınızı makul gösterebilirsiniz. Samimiyetsiz bir şekilde üste çıkabilir, kendi duygularınızı yüceltip karşı tarafa empati yapmış gibi görünebilirsiniz. Süreç sonunda da biriyle iletişiminiz bozulmuşsa “ben kendimi ifade ettim” diyerek işin içinden sıfır vicdan azabıyla çıkabilirsiniz.
Bu yüzden “ben dili”nin artık işlevsel olmadığını, sorunları halının altına süpürmenin bir yolu olduğunu düşünüyorum artık. Psikoloji biliminin sağlıklı iletişim ile ilgili kat etmesi gereken çok yol var.
Ayrıca “profesyonel samimiyet” denilen bir kavram keşfettim. Bu kavrama göre karşı tarafı sınırsız bir şekilde övebilirsiniz. Bu övgü karşıdaki kişinin en mahrem konuları bile olabilir. Ama eğer karşı tarafın en yüzeyde görünen bir hatasını çıtlatırsan zırhlar anında ortaya çıkar, kılıçlar sallanmaya başlanır. O kişiyi anlamıyor olursun, fazla öfkeli olursun. Mekanizmanın böyle işlediğini çözdüğün anda işler kolaylaşır fakat bu mekanizmayı çözene kadar kendinizde hatalar arayabilirsiniz.
Süreç içerisinde keşfettiklerimi yukarıdakilerle özetleyebilirim. Bana yukarıda yazdıklarımı anlatan bir danışanım olsa söylediklerinin onun depresyona itebileceğini ve mantıkdışı olduğunu düşünürdüm. Ama şunu özellikle belirtmek istiyorum, bu düşüncelerim her konu, olay ve kişi için geçerli değil. Bunları keşfettikçe benim için değerli olan kişilerin ve ortamların da farkına vardım. Kendi güçlü ve sevdiğim özelliklerimi daha çok keşfettim ve sosyalleşme ihtiyacımın olduğu anlarla canımın sıkıldığı anları ayırt edip, daha sağlıklı arkadaşlıklara da adım attım. Yalnız kalmanın, evrende yalnız ve biricik olmanın bir ıstırap değil bir mutluluk olduğunu keşfettim…
Ya siz bu süreçte neler keşfettiniz?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.