Haleti Ruhiye

“Selamünaleyküm”
“Aleykümselam”
“Buralarda bir sahaf varmış hocam, adı ‘Gün Yüzü’ bilir misin yolunu?”
“İleriden sağa dön, sokağın sonunda çıkacak karşına kardeşim.”
“Eyvallah hocam selametle”
Hafif bir uğultu, ardından rahatsız edici bir kulak çınlaması duyuyor. Sahafa giden adamın ardından bakıyor. Adam uzaklaştıkça buğulanıyor Asım’ın gözlerinde. Eriyip gidiyor sanki kitap kokan sahafçılar sokağında. Asım ayağa kalkıp yavaşça adamın peşinden gidiyor. Onu görmek için daha da hızlı atıyor adımlarını. Adam da sanki ona inat yapıyormuşçasına hızlandırıyor iskarpin giymiş ayaklarını. Duruyor Asım, yoruluyor, gözlerini kısıp daha dikkatli bakmaya çalışıyor. Ovalıyor umutsuzca, nasırlaşmış elleriyle ovalıyor gözlerini. Kapatıyor, açıyor, kapatıyor, açıyor. Yatağın yanındaki sehpada çalan çalar saatin sesiyle irkiliyor. Garip bir hisle başlıyor güne. Çalar saat çaldığına göre saat altı buçuk diye geçiriyor içinden. Kalkıp tuvalete gidiyor, rüyasını düşünüyor, elini yüzünü yıkıyor. Bir müddet aynada siluetini izliyor, rüyası geliyor aklına. Ne hissedeceğini şaşmış bir suratla çıkıyor tuvaletten. Eşinin zarif sesini duyuyor. Derse geç kalacaksın Asım diyor eşi, haydi gel sofraya.
Asım pencereyi açıp biraz olsun rahatlıyor. Biraz daha beklerse geç kalacak biliyor bunu. Ama yüreği tüm gününü o pencerede geçirmek istiyor. Sabahın güzelliğini kokluyor Asım, kışın ayazını içine çekiyor, yüreğini susturup kapatıyor pencereyi. Üzerini giyindikten sonra kahvaltı sofrasına oturuyor. Rüyası geliyor aklına. Eşine temkinli bir bakış atıyor, anlatsam mı anlatmasam mı diye geçiriyor içinden. Anlatmıyor. Anlaşılmayacağını seziyor eşinin derin hallerinden, başka bir konu açıp geçiştiriyor düşüncelerini.
Fakülteye giderken yolda rüyası geliyor aklına. Bu rüyada bir hikmet var ama ne, diyor içinden. Döneceği kavşağı kaçırıp geç kalıyor derse. Öğrencilerin bazıları Asım’daki bu düşünceli hali sezip soruyorlar ne oldu diye. Asım susuyor, ne amaçla sorduklarını sezmeye çalışıyor. Ardından bir şey yok diyor, her zamanki halim…
“Selamünaleyküm”
“Aleykümselam”
“Buralarda bir sahaf varmış hocam, adı ‘Gün Yüzü’ bilir misin yolunu?”
“İleriden sağa dön, sokağın sonunda çıkacak karşına kardeşim.”
“Eyvallah hocam selametle.”
Hafif bir uğultu. Ardından rahatsız edici bir kulak çınlaması duyuyor. Sahafa giden adamın ardından bakıyor. Adam uzaklaştıkça buğulanıyor Asım’ın gözlerinde. Eriyip gidiyor sanki kitap kokan sahafçılar sokağında. Asım ayağa kalkıp yavaşça adamın peşinden gidiyor. Onu görmek için daha da hızlı atıyor adımlarını. Adam da sanki ona inat yapıyormuşçasına hızlandırıyor iskarpin giymiş ayaklarını. Duruyor Asım, yoruluyor, gözlerini kısıp daha dikkatli bakmaya çalışıyor. Ovalıyor umutsuzca, nasırlaşmış elleriyle ovalıyor gözlerini. Kapatıyor, açıyor, kapatıyor, açıyor. Bir anda adam dibinde beliriveriyor. Emin olmak için adamın koluna dokunuyor Asım. Adam arkasını dönüp gülümsüyor.
“Beni sana gönderdiler Asım.”
“Ne için gönderdiler seni bana?”
“Haberin olsun diye gönderdiler. Gidicisin sen. Gideceksin. Atları seversin ya hani?”
“Evet ya, çok severim?”
“Bu yüzden at gibi geleceğim seni almaya.”
“Neden geleceksin?”
“Alıp verecek nefesin kalmadı senin gideceksin bu diyardan.”
“Sen kimsin ki, benimle derdin ne senin?”
Kapı çalıyor, irkiliyor Asım, uyanıyor. Kendine gelemiyor bir müddet. Toparlanınca gidip kapının kilidini açıyor. Bir öğrenci heyecanlı ve endişeli bir şekilde kapının önünde dikiliyor. Asım Hocam kusura bakmayın diyor alnının terini silerken, rahatsız ettiğim için… Sizinle bir şey paylaşmak istiyorum eğer vaktiniz varsa.
Şaşırıyor Asım. Genç öğrencinin yüzüne dikkatlice bakıp hangi sınıfta olduğunu anımsamaya çalışıyor uyku sersemi. İçeri alıp almamakta tereddüt ediyor. Çocuğun yüzündeki manasız korkuyu sezince konuşma zorunluluğu hissediyor kendinde, alıyor içeri. Alışkanlıkla kapıyı kilitliyor. Sonra geriye dönüp açıyor kapı kilidini.
Genç çocuk telaşla masanın önünde duran sandalyelerin birine oturuyor. Asım’ın oturmasını beklerken kafasında diyeceklerini tekrar ediyor. Önündeki sehpanın üzerinden bir peçete alıp alnında biriken terleri siliyor. Asım’ın içini de bir korku sarıveriyor aniden. Çocuğa bakarken az önce gördüğü rüya geliyor aklına. Biraz müsaade isteyip yüzünü yıkamaya gidiyor. Geldiğinde daha iyi görüyor genç çocuk Asım’ı. Hemen lafa giriyor:
“Ben sizinle bir rüyamı paylaşmak istiyorum Hocam. Korkuyla uyanıyorum üç seferdir. Ne yapacağımı, kime gideceğimi bilemedim. Bir tanıdığım sizinle konuşmamı söyledi.”
“Dinliyorum evladım.”
“Rüyamda bir caminin içindeyiz annemle birlikte. Mihrabın önünde beş tane tabut var. Annem oturmuş ağlıyor hüngür hüngür. Dediklerimi işitmiyor hiç. Birden siyah bir ata dönüşüp tabutların etrafında dört nala koşuyor. Ne yapacağımı şaşırmış, korkmuş bir halde uyanıyorum. Bu rüyanın tabiri nedir hocam?”
“O beş tabut senin beş vakit namazındır delikanlı. Senin derdinle dertlenen annenin seni kurtaramayacağını anlatıyor rüyan. O siyah at dediğin ise senin ecelindir. Annen ne kadar üzülürse üzülsün bu ateşte senin yanacağını anlatıyor rüyan. Namazlarını ihmal etme!”
Genç çocuk gözlerini fal taşı gibi açmış dinliyor Asım’ı. Dediklerini duydukça elleri titriyor, alnından terler süzülüyor. Daha çok korkuyor uyumaktan. Annesine gidip sarılmak ve hiç bırakmamak istiyor. Namazı öğrenip sabahlara kadar alnını secdeden kaldırmamak istiyor. Asım’a teşekkür edip dalgın ama ferahlamış bir şekilde çıkıyor odadan.
Neydi şimdi bu, diye söyleniyor Asım içinden. Saatine bakıyor, akrep ve yelkovan rüyasını hatırlatıyor ona. Unutmaya çalışarak tekrardan elini yüzünü yıkıyor lavaboya gidip. Bilgisayarını alıp dersliğe geçiyor. Amfiye girdiğinde sınıfın yarısının boş olduğunu fark ediyor. Başını kaldırıp saate baktığında erken geldiğini anlıyor. Kantine inip inmemekte tereddüt yaşıyor, biraz durup sınıfa göz atıyor. Az önce odasına gelen çocuğun siluetini görüyor. Oralı olmamaya çalışıyor ama aklına rüyası geliyor istemsizce. Hem de daha şiddetli ve korku verici bir şekilde zihninde canlanıyor. Düşüncelerinden sıyrılıp derse odaklanmak istiyor, öğrencilerden birine kendisi için açık bir çay almasını rica ediyor. Sessizce gidip bilgisayarı açıyor.
Ders boyunca genç çocuğa bakmamak için direniyor ama gözleri her daim boşa çıkarıyor kendini. Garip bir korku sarıyor bedenini. Ders sonu aceleyle bilgisayarını toplayıp hemen eşinin yanına gitmek istiyor. Bunu iliklerine kadar istiyor çünkü yalnız olmaktan korkuyor artık Asım. Gidip eşine sarılmak ve yalnız olmadığını bilmek istiyor.
Odasına gidip montunu giyiniyor, şapkasını takıyor, bilgisayarını eline alıp hızlıca açıyor kapıyı. Odadan adımını atar atmaz at kişnemesiyle irkiliyor, tüm bedenini korku kaplıyor. Titreyerek etrafına bakınıyor. Herkesi normal görüyor. Korktuğunu kimseye belli etmek istemiyor ve hızlı adımlarla aşağı inmeye başlıyor. Bu sefer de bir atın arkasından koşturduğunu duyuyor. Arkasını dönüyor ama kahve içip sohbet eden öğrencilerden başka bir şey göremiyor. Yine umursamamazlıktan gelip adımlarını daha çok hızlandırıyor. Asım hızlandıkça arkasında koşturan at da hızlanıyor sanki. Kendini sakinleştirmek istercesine arada durup etrafı dinliyor, o durunca at sesleri de duruyor. Asım bahçeye inip arabasının yanına doğru yöneliyor, korkuyla. At sesinin artık ön taraftan geldiği duyuyor. Başını kaldırdığında mavi arabasının yanında siyah asil bir atın ona baktığını görüyor. Elindeki çanta yere düşüyor ve orada bir at olduğundan emin olmak için etrafına bakıyor endişeyle. Yine öğrencileri kendi hallerinde bir sakinlikte buluyor. Yalnız biri dikkatini çekiyor Asım’ın. Bir öğrenci mavi arabanın yanındaki ata korku ve şaşkınlıkla bakıyor. Dikkat kesilince sabah odasına gelen genç olduğunu fark ediyor.
Ertesi gün bir sela veriliyor üniversitenin küçük camisinde:
… Asım Fidan hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenaze namazı bugün öğle namazına müteakiben üniversite camiinde kılınacaktır.

Nisa ESER

  • Gerçekten ölüm üzerine etkileyici ve sürükleyici bir hikâye tebrikler genç yazar.Başarilarin daim olsun

    Yanıtla
  • Yine çok güzel bir öykü olmuş. Tam olarak artık alışmış olduğumuz “Nisa Eser” çizgisinde bir öykü olmuş eline ve o güzel gönlüne sağlık. Bir gün önceki gece bende rüyağamda at gördüm Bolt Pilota ‘a benzeyen kahverengi, dişi bir atın doğurduğunu gördüm. Rüyağlarım ile çok uğraşırım, bu öykü her şey bir daha düşünmeme neden oldu.

    Yanıtla
  • Yine mükemmel bir kurgu ile kurulmuş mükemmel bir öykü. İnsana hayatın gerçeklerini hatırlatan ve okurken tüyleri diken diken eden bir eser. Sayın Nisa Esere bizlere

    Yanıtla
    • Bu hissi yaşattığı için teşekkür ediyorum. Kaleminin azimle devam etmesini diliyorum güzel kardeşim.

      Yanıtla
Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.