KARANFİLLER YASTAN DÖNDÜ

0

Adalet, deve sırtındaki hörgüce benzer. Hep dik, şaşmaz, oynamaz… Demek isterdim, ancak diyemiyorum. Adaletten bahsedeceksek eğer; bunu ne üzerinden ya da kimin üzerinden konuşabiliriz, durup bir düşünmemiz gerekir. Tanrı’nın adaleti diye bir kavram ortaya atabiliriz belki. Şüphesiz, O, yeryüzündeki tek adil olandır. Böyle söylediler, böyle bildik. Sonra büyüdük, araştırdık, sorduk, soruşturduk… Evet, yaşadığımız dünyanın penceresinden baktığımızda bu durum hiç de buğulu durmuyor. Ancak bir soru hakkımız hala varsa sorar dururum kendi kendime, tartışır dururum kendimle… Onca insan, dile kolay, milyarlarca… Bir avuç sudan, bir karış topraktan ibaret bizlerKimimiz, annesinin karnını yırtıp çıkmış, kimimizin annesinin karnı yırtılmış da çıkmış er meydanına. Evet, bu tam da bir er meydanı… Birinde 1-0 galip başlıyor, bir diğerinde yenik başlıyoruz…  Bir deve tükürüğünde yüzümüze bulaşan şans; silinmeyi bekliyor ancak elimize bulaşacak  kesinkes. Bunca yol ayrımı, bunca adaletsiz çizgi bizi sürüklüyor bir o yana bir bu yana. O yan bu yan diye diye yansız olduk, yanı başımızdaki bu adaletsizliğe sağır olduk.  Mesela bir Hasan amca tanırım. Yenik başladığı hayatı, aynı istikrarla tamamladı.  Onun değil, kaderinin istikrarı desek daha doğru olur belki. ‘’Hiçbir zaman anlamadım’’ diyecek kadar büyümedim, ancak ‘’Hiçbir zaman anlamayacağım’’ diyecek kadar yaş aldım. Adına yaşam dediğimiz bu döngüyü herkes yaşamıyor, yaşayamıyor. Yaşam denen şey, kelime anlamından ibaret kalıyor.

Hasan amca, bir alacağı- vereceği olmadan göçüp gitti. Ne almaya ne de vermeye gücü yoktu. Bunu özümseyip devamına göz yumuyorsak, zamanın ve özün egemenliğinden ve bunun bir gereği olan düşünceye dalmayı seven itaatimizdendir. Ancak giden trende kaçırdığımız bir şey var; her yoğun duygu ve inanç, bir boyun eğiştir.

Kayıtsız ve başıboş bir ruh, akıl bağları çözülmüş…  Nasıl ulaşmalı mutlak gerçeğe… Hasan amca ve onun gibilerini gördükçe törelerimiz arasında yer almayan sonsuz bir ruh göçünü kabul etmek; adım atmamız için yeterli bir sebep olur belki…  Yüzümüzü buruşturmamızın temelidir; şu dünyada büzülüp kalmamız. Olsa olsa mutluluğu kavrar, peşinden sürüklenir gideriz. Ama bunu da pek başaramayız. Mutluluk ve mutsuzluk arasındaki ipten hiç düşmeden geçme ayrıcalığına sadece deliler sahiptir. Onlar için böyle bir ayrım yoktur. Şimdi kim daha akıllı, galiba yine biz(!) Bu yüzdendir onları, örnek alamayacağımız bir sınıfta tutmamız.

Tüm bu ayrılığa bir çare düşünmek; pek de akıllıca olmaz. Olsa olsa bu evrenin adını değiştirmeli, herkes üzerindeki ucuz etiketi söküp atmalıdır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.