Selam Dostlar..
Bugün ki yazımızda girizgah kısmını kısa tutup direk konuya girelim olur mu? Biliyorum çaylarınızı aldınız,lütfettiniz ve buyurdunuz bu satırlara..
Zannımca 2.yazımızda bir soru ortaya atıp’kendimizi adam etmekten’ bahsetmiştim. Bugün hadi bir soruyla bunu bir ileri noktaya taşıyalım..
BİZ KİMİZ?
Bu soru öyle bir soru ki birden çok cevabı var ve o cevaplar hayatımıza karşı bir duruşu adeta inşa ediyor. Bu suale kim nasıl cevap veriyorsa hayatını zannımca bu cevap üzre kuruyor.. Bir ağabeyimden duyduğum iki cevap çok enteresandır ve bence de bu iki cevap arasında doğruyu bulduğumuzda isabetli bir hayat yaşama idealinde olabiliriz.. Mesela ilk cevap şu olabilir:
’70-80milyon nüfuslu,gelişmekte olan ülkeler arasında, yaklaşık 100 yıllık bir cumhuriyet değerine sahip Türkiye Cumhuriyetinin bir vatandaşıyım.’ Bu bir tarif biçimi..
Peki ya 2.cevap:
‘3000 yıllık bir devlet geleneği olan, Peygamber Efendimizden bu yana geçmiş 14 asrın 10 unda bizzat bu dinin sancaktarlığını yapmış, bizden geriye kalan 10 asrın 6’sında bizzat tarih yazan bir ecdadın torunuyuz..!’
Bu iki cevap arasında ki seçimi size bırakıyorum.Ama bakın 2.tariften yola çıkacak olursak karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor..
Ecdadınızın devletinin adı;
Devlet-i Ali Osmani..
Devlet-i Ebed Müddet..
Bir diğer isim..
DEVLET-İ ALİYYE-İ MUHAMMEDİYE..
Derler ki Kemalat Teferruattadır.. Medeniyet detayda gizlidir.. Hadi acizane ağabeyimden duyduğum bir iki misal arz edeyim..
Osmanlı büyük camilerin müezzinlerinin bir tanesini ama zatlardan seçermiş..
Sebep?
Peygamber Efendimizin iki müezzini var.. Bilal Habeşi (r.a).. Abdullah Ümmü Mektum (r.a).. İkinci zat ama imiş.. Demişler ki ona mutabakat edelim bizimde böyle bir geleneğimiz olsun..
Detay…
Osmanlı’da 5000’e yakın vakıf varmış.. Bir tanesinin ismi ise şu: Çalıştığı evde ki cam yada porselen eşyayı kıran hizmetçinin zararını tazmin vakfı.. Şaşırdınız değil mi?
Ağabeyimden duyduğuma göre bu vakfın kaynağı Hz. Peygamberimiz döneminde yaşanan bir hadiseden dolayı.. Peygamberimiz (s.a.v) çarşıda ağlayan bir hizmetli çocuğun uğruna Yahudi bir ailenin kapısını çalıyor. Bu tevazuyu gören aile ise Peygamber Efendimiz (s.a.v) ‘in ellerine sarılıp Müslüman oluyor.. Ecdadın bu olaydan çektiği nüve Osmanlı Medeniyetinde karşımıza devasa bir vakıf olarak abideleşmiş bir şekilde çıkıyor..
Sanırım ülkece biraz bu ‘detay-medeniyet’ ilişkisini ıskalıyoruz..Biz bu ilişkiyi ıskaladıkça hayatı kaçırıyor bir medeniyeti yitirdikçe yitiriyoruz..
Daha çok ıskalamamak ümidiyle..
Selam ve Dua ile..









