Kitabın Adı : Yabancı
Kitabın Yazarı : Albert Camus
Basım yılı : Temmuz 2019
Yayınevi : Can Yayınları
Sayfa sayısı : 110
Yazarın Hayatı: 1913 yılında Cezayir Mondovi- Dreaan-doğumlu olan, Albert Camus işçi, cahil ve fakir bir baba ile ailenin çocuğuydu. , Annesi de okuma-yazma bilmeyen İspanyol asıllı cahil bir kadındı. I. Dünya Savaşında babasını kaybedince annesi tarafından büyütüldü. Albert Camus Cezayir’de iken 1934 yılında evlenmiş ama İki yıl sonra boşanmıştı. 17 yaşındayken verme yakalandı ve üniversiteyi de bırakmak zorunda kalmıştı. Cezayir radyosu tiyatro bölümünde işe girdi. Camus bir süre sonra. Komünist Parti üyesi oldu, ama 1937’de oradan da atılmıştı. İlk gençlik yıllarında yakalandığı tüberküloz hiç peşini bırakmamış olsa da 1938 yılında ilk eseri olan Tersi ve Yüzü adlı eseri yayımlandı. Ama ilk büyük başarıyı I ‘Efranger “ Yabancı “ adlı eseri kazandı. 1940 yılında Paris’e geldi. Gençlik yıllarında başladığı gazeteciliği hep sürdürdü. 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. 1960 yılında bir otomobil kazasında yaşamını yitirdi.
İnceleme
Yabancı romanı, Albert Camus’nun 1942’de yayınlanan ve en çok ses getiren eseridir. 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştır.
Camus bu eserinde diğer modernist romanlar gibi dünyada keşfedilen anlamsızlık üzerine durur.
-Eserdeki her şey Mersault’ın gözlemlerinden aktarılmıştır.
-Eserimizin ana karakteri Bay Meursault toplumun değer yargılarını, ahlak kurallarını, gelenek ve görenekleri, inançlarını, anlamsız görerek topluma karşı yabancılaşır.
-Meursault’nun annesi bakımevinde yaşıyordu. Bir gün bakım evinden bir telgraf alır.
“ Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak.”
Bu kahramanımız için bir anlam ifade etmiyordu. Annesi için tek bir gözyaşı bile dökmemişti. Patronundan izin alırken bu durumun onun kabahati olmadığını söyler. Burada birçok romanda gördüğümüz gibi (Kafka-Dönüşüm) işsiz kalmaktan kaygılanıyor. Bu olay onun aslında aileyi de önemsemediğini gösterir. Annesinin tabutunu görmek istemez. “Neden?” diye soruduğunda “Bilmem.” , diye cevap verir.
-Cenazenin ertesi günü sahile yüzmeye gider. Marie adlı eski bir arkadaşıyla denizde karşılaşır. Onu arzuladığını söyler. Yani kahramanımızın cinsel güdüleri de vardır.
-Meursault için her şey doğaldır, olabilir. Hiçbir şey umrunda değildir.
Marie’yle evlenme meselesinin ise onun için fark etmeyeceğini eğer o istiyorsa evlenebileceğini söylüyordu.
-Roman aslında tam olarak Meursault’nun Arap’ı öldürmesiyle başlıyor bana göre. Tutuklanıp cezaevine götürülüyor. Fakat yine hiçbir şey umurunda değil.
-Kahramanımızın Tanrı inancı yoktur.
“Tanrıya inanıp inanmadığımı sordu.”
““Hayır”, dedim.”
-Her şeye zamanla alışılacağını söyler.
“Zaten annem de böyle düşünürdü; sık sık, insanın sonunda her şeye alışacağını tekrarladı.”
-Duruşma da herkes konuşuyordu. Meursault hariç.
“Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiriyordu. Kaderim bana fikir sorulmadan belirleniyordu.”
-Duruşmada cinayetten daha çok konuşulan bir konu vardı. Meursault’nun annesinin cenazesindeki ve ondan sonraki davranışları. Çünkü Meursault’nun yargılayanlara göre annesinin cenazesinde ağlamaması, annesinin cenazesini görmek istememesi, cenazeden sonra denize gidip eğlenmesi topluma saygısızlıktı. Oysaki o ölümü de sıradan bir olay olarak görüyordu.
“Duygusuzluğumu, annemin yaşını bilmeyişimi, ertesi gün bir kadınla beraber denize girip sinemaya gidişimi, Fernandel’i seyredişimi ve nihayet Marie’yle eve dönüşümü hatırlattı.”
-Meursault mahkemede kendini savunmaya bile gerek duymuyordu. Savunsa ne olacaktı sanki?
-Avukatı bile Meursault’nun yerine geçmiş adeta o Meursault olmuştu.
“Bir ara, onu dinledim; çünkü “Öldürdüğüm doğrudur.” diyordu.”
-Mahkemede Meursault için idam kararı çıkmıştı. Adam öldürmekle suçlanıp da mı almıştı bu cezayı yoksa annesinin cenazesinde ağlamadığı için mi?









