Sevenleri avutmak için söylenmiş bir söz vardı: ‘Kilometre cinsinden ölçülen, bedensel uzaklıklar değil, ruhsal uzaklıklardır en kötüsü.’ diye. Külliyen yalan. Mesafelerdi bu kadar dengesizleşmeme sebep. Ruhen hep yanımdaydı ama sarılamadıktan sonra insan eksik kalıyordu işte.
Gelişlerini beklemek, kocaman bir şehirde her önüne çıkan insanda ondan bir şeyler aramak, tanıdık gelen ona ait kokuların ardından bilinçsizce sürüklenmek, o olmadan gülememek…
Fazla şey istemezsin aslında bir iyi geceler öpücüğü, kollarında uyanacağın sabahlar…
Bir de doğru insanın o olduğundan eminsen, tek engelin de mesafelerse, şehir onsuz yabancılaşmış, kendini yalnız hissediyorsan yazarsın. Elinde çayın, saat gece yarısını geçmiş, yazarsın. Vee…
İçin o gecelik de olsa yatışana kadar, gözyaşlarını dindirene, duygularını rayına sokana, kendini dizginleyene kadar yazarsın…
Aşkını, özlemini, mesafelere okuduğun lanetlerini, bekleyişlerini, arzularını, düşüncelerini, gözyaşlarını dökersin satırlara, işlersin birer birer.
Dengesizdim. Doğru. Haklıydı. Dengesizliğim duygu yoğunluğumdandı. Aşırılıktandı. Bir dakika önce gülüyorken, hemen sonra ağlayabiliyordum hüngür hüngür. Haklıydı. Duygu değişimlerim fazla olmaya başlamıştı. Kendime çekidüzen vermeliydim. Mesafelerin kahpeliğine sığınamazdım.
Sevgim fazla geliyordu minicik bedenime. Bazı geceler mutluluktan, bazılarındaysa özlediğimden ağlıyordum. Ama son zamanlarda hep ağlıyordum. Mesafelerin gözü kör olsun. ‘Gel sarıl gidersin’ denmiyor işte. Sonra bir bakmışsın yakın arkadaşların isyan ediyor: ‘Bu nasıl sevgi kızım her iki kelimenden biri O.’
Onun dışında cümle kurmayı reddediyor beynindeki ilgili yerler.
Özlüyorsun. Vücudundaki her bir zerre onun sıcaklığının bağımlısı olmuş. Daha da özlüyorsun. Günler geçtikçe daha büyük bir arzuyla bekliyorsun geleceği günü.
Gelecek az kaldı. Bu sefer bizim için farklı olacak. Bekliyorum.
Bazen kaygılarım oluyor. Bu kadar kusursuzluk fazlaydı insanoğluna. Bu kadar kusursuzken o, yanında yakışıp yakışmadığımı sorguluyorum saatlerce ayna karşısında bazen. Sonra onu dört sene ısrarla peşinden gittiğim için kazandığım geliyor aklıma. Ya biri de ben gibi ısrarla… Ağzıma tıkıyor lafı: ‘Kimse sen değil. Sen kadar sevemez beni.’
Zaman ilerledikçe daha da çok bağlanıyorum ona, daha da özlüyorum, daha da seviyorum… Bir bakmışım ‘daha da’ diye başlayan, ‘iyi ki’lerimle biten cümlelerim olmuş. ‘Keşke’ye dair tek kurduğum cümle bir senemi daha bu şehirde çürüttüğümle ilgili oluyor. Keşke yanına gidebilmek için bir sene daha savaşmam gerekmeseydi hayat şartlarıyla, diyorum.
Her şarkıda onu buluyorum…
Her ‘seni seviyorum’ları yüreğimi yerinden söküyor, ‘aşkım’ları daha da bağlayor beni kendine. O benim. Ve onunla da bana duyduğu sevgisiyle de gurur duyuyorum.
Sevgimden, aşkımdan mı yoksa gerçekten öyle olduğundan mı bu kadar kusursuz geliyor, ayrımına varamamaya başlıyorum. Rengin her tonuna aşık oluyorum onda. Böylesi sevgi fazlaydı bedenime. Yine özlemimle kardığım gözyaşlarıyla yazıyorum.
Onsuz geçen her saniyem işkenceye dönüşüyor sanki. Hani derler ya karşılıksız sevmek, ulaşamamak en kötüsü diye. Yalan… Onu karşılıksız sevdiğim zamanlar da oldu. Sevgi zaten karşılık istemez. Sadece sevmeyi seversin. Çok etkilemezmiş meğer şuanki halimle karşılaştırdığımda. Sevip de araya mesafelerin girmesi o kadar zormuş ki…
Karşılıksız sevgide kaybetme korkusu olmuyor çünkü. Zaten senin değil ki. Ama şuan ‘gözden uzak olan gönülden de ırak olurmuş’ sözü kabusun oluveriyor. Ya o kadar savaşıp kazandıktan sonra mesafeler yüzünden kaybedersem, demeye başlıyor insan.
Sonra bir sözü beni benden alıyor: “seni çok seviyorum”
Bir cümle sevgilinin ağzında bu kadar anlamlanabilir diyosun. ‘Karında kelebekler uçuşması’ sözüyle tanıştırıyor seni. Filmlerdeki gibi flulaşıyor her yer o hariç. Aklına geldikçe heyecanlanıyorsun bir sıcaklık basıyor.
Ilk defa mutluluğu tadıyorum böylesine…
‘Doğru insan’ diyebilmenin zaferini yaşıyorum. Mutluyum, evet. Ve ondan öncesi yok. Yaşandıklarını unutmak istediğimden çok bana yaşadıklarımı unutturduğu için öncesi yok. Yavaş yavaş yaralarımı sardığı için, ‘beklediğim senmişsin, sana ihtiyacım var’ dedirttiği için…
Yazdırıyor illet duygu. Ama rahatlayamıyorum artık. Yazdıkça yazasım geliyor. Odam bile yabancılaşıyor, öylesine sindirdim onu içime, öylesine onsuzluģu yok saydım. Eğer odamda değilse, odam bile yabancıydı artık. Vee…
O bu şehirde değil, bu şehir de yabancı artık…









