İngilizce’den Türkçe’ye çevrilmiş olan “Globalleşme” kavramı, ” Küreselleşme ” olarak da telaffuz edilebilir. Biliyorsunuz ki dilimizi Türkçeleştirmek yerine her seferinde daha da fazla yabancı kelime kullanıyoruz bu yüzden yazının başlığını yabancı olanı tercih edersem herkesin daha fazla ilgisini çekeceğini düşündüm.
“Küreselleşme”,”Küreselleşen Dünya” kavramları ne anlama gelmektedir? Küreselleşmeye ayak uydurmalı mıyız? Modernite, küreselleşmeyi tetikler mi? Küreselleşme tanım olarak dünyanın tek bir pazarda bütünleşmesini ifade etmektedir. Şimdi düşünelim, hepimiz küreselleşen dünya derken tek bir pazarda bütünlüğü mü düşünüyoruz? İkinci bir anlama göre ise; Birbirleriyle mal işlemleri, çeşitliliği, değer artışları, hizmetler, uluslararası sermaye akımları, teknolojinin çok hızlı ve yaygın bir şekilde yükselmesi ve bu sayılanların ülkeler arasında giderek serbestleşmesi sayesinde ekonomik gelişmeyi ifade eder (IMF World Economic Outlook 1997). Peki küreselleşme kişiden kişiye göre değişiklik gösterebilen bir kavram mıdır? ” Küreselleşen Dünya” ne anlama gelmektedir? “Globalleşme, harikulade bir makineye benzer. İmha ettiklerinin karşılığını alır. Modern ziraatin makineleri gibi büyük ve hareketlidir. Fakat çok karmaşık ve güçlüdür. Koşarcasına sahalar açar ve sınırları önemsemez. Hareketlilik devam ettiğinden, makine, arkasında büyük tahribat izleri bırakırken, aynı zamanda büyük miktardaki refah ve zenginliği beraberinde getirmektedir. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmaktadır. Fakat direksiyonda kimse yoktur…” der William Greıder.Thomas FRIEDMAN “The Lexus and The Olive Tree” adlı kitabında globalleşme kavramına şöyle yaklaşmaktadır: “Bugün, piyasalara global perspektiften bakıldığında 6 boyutta inceleme yapmak gerekmektedir. Uluslararası ilişkilerde ülkelerin geleneksel ekonomik, politik ve ulusal güvenlik analizi yapılırsa buna teknolojiyi de eklemeli, çevre ve kültür faktörlerini de gözardı etmemeliyiz. Globalleşme, bu boyutlarda da dünya devletlerini önemli ölçülerde etkilemektedir. Globalleşmenin karşısındaki güçler ise 8 temel prensip etrafında gözlemler yapmaktadırlar (Beyond The WTO: Alternatives to Economic Globalization, International Forum on Globalization, Nov’99)
En önemli sorularımızdan bir diğerine gelirsek eğer,küreselleşmeye ayak uydurmak zorunda mıyız? Küreselleşmeye “dur” diyemez miyiz? Tüketiciler dünya çapındaki yatırım ve satış çabalarına ve planlarına karşı kolayca karşı koyamamaktadırlar. Durum böyle iken, Fransa’da yayınlanan bir raporda McDONALD’s dan nefret edildiği ifade edilmesine rağmen, yine de birçok Fransız hala oralarda yemek yemektedir. Bu durum ise bir tezatlık teşkil etmektedir.Globalleşmeyi durdurmaya çalışmak, akan bir nehrin önüne geçerek, akarsuyu durdurmaya çalışmaya benzer. Globalleşmeyi engellemeye çalışmak yerine, değiştirmek daha doğru bir yaklaşımdır. Yani akan nehri durduramayız belki ama McDonald’s yeme fikrinde vazgeçebiliriz. Modernite ,küreselleşmeyi tetikler mi? Ben asıl problemin modernite olduğunu düşünenlerdenim bu yüzden bu soruya evet demek daha doğru olacaktır. Modernite, post-modern dönem küreselleşmeyi daha hızlı sürede sağlıyor. Şimdilerde, globalleşme denen olgunun masum bir uluslararasılaşma süreci olmadığı daha açık görülüyor. Dünyanın 200 kadar uluslararası dev şirketin hükümranlık alanına dönüşen bir imparatorluk haline geldiği gözlerden saklanamıyor.
Güçlü devletler, daha doğrusu tek süper güç konumundaki ABD, BM’yi bir global yönetim aracı olarak pek de iplemiyorlar.
135 ülkenin üye olduğu Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nün konferans masrafları dev şirketler tarafından karşılanıyor.
ABD, önce dünyanın kendine göre sorunlu bölgelerine müdahale ediyor, sonra BM kararları peşinden geliyor. Globalleşmeyi kendi lehimize çevirmemiz gerekmektedir.
*Alıntılar vardır*









