SATIR ARALARINDA BİR İZ

0

IMG_3231~2

Sabahattin Ali’nin başyapıtlarından olan Kürk Mantolu Madonna’yı okumamışsanız da; muhtemelen hakkında övgü dolu sözler işitmiş, tavsiye listenize almışsınızdır. Ben de ilk olarak üniversite birinci sınıfta -emeklerinden dolayı şükranla andığım- bir hocamın tavsiyesi ile okumuştum. Yaklaşık 1 yıl sonra, -yani bu günlerde- Madonnası ile tanıdığım Sabahattin Ali doğum günü(25 Şubat) vesilesiyle gündemde iken, o nefis psikolojik tahlilleri arasında tekrar gezinme ihtiyacı hissettim. İyi ki de hissetmişim! İlk okuduğumda altını çizmeye dahî lüzum görmediğim için kendime biraz kızıp biraz şaşırarak, o zamanlar dikkatimi niçin cezbetmediğini sorgulayarak, süratle ve büyük bir hayranlıkla şu satırları içime doldurdum:
“… Yavaş yavaş bütün hayatım, henüz pek uzak olan bugünü hasretle beklemek şeklini aldı. Adeta gününün yetmesini bekleyen bir mahpus gibiydim. Günlerin, ancak beni bu akıbete yaklaştırmak bakımından birer kıymeti vardı. Bir nebat gibi, şikayetsiz, şuursuz, iradesiz yaşayıp gidiyordum. …”

Ne muazzam bir tarif! Derhal cümlelerden –kitabın başkahramanı olan- Raif Efendi’yi çıkartıp özne olarak kendimi giydirdim. Cuk oturdu! Ne muntazam! Ne şık!
Raif Efendiyle aynı akıbeti beklemiyorduk belki. Ama olsun, ne fark ederdi ki? En nihayetinde her neye özlem duyuyor ve bekliyorsak, gönlümüz, ruhumuz bunu omuzlamaya derman bulamayınca; bedenimizi zoraki bir düzen içinde sürüklemekten, her biri ömre bedel geçen günleri kovalamaktan, tahammülle yaşamaktan gayrı bir şey mi yapıyorduk? Sanmam.

Acaba bu hisleri misafir etmeden dünya üzerinden geçmiş tek bir insan var mıdır diye düşündüm sonra. “Gökyüzünün başka rengi” olduğunu görmeden, hayatı bu pencereden izlemeden, noksan bir hissiyatla insanlara hüküm vererek yaşamak… Aman Ya Rabbi! Öyleyse ne vahim olurdu!
İnsanın, kuvvet bakımından kendisinden aşağıda gördüklerine merhamet etmesi lazım geliyorsa şayet, hüznü paylaşanlar olarak, dâimî saadet sahiplerine merhamet etmek pek tabiî hakkımızdır.

Velhasıl-ı kelam, biz inananlar olarak bizi bu hissiyata davet eden her şeye “imtihan” diyoruz. Evet, belki bunları kana kana yaşıyoruz; ama asla onlarda kaybolmuyoruz! Çünkü; şükür ki, dua var, duyan var…

Vesselam.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.