‘Ayrılık hasretlik kar etti cana..
Seher yeli sevdiğimden bir haber..
Selamım tebliğ et Kutbi Cihana..
Seher yeli sultanımdan bir haber..’
Ahh..
Dostlar..’Ben aşığım’ diyenler zannımca iki teraziye koyup kendilerini öyle anlatmışlar hallerini.. Ya ‘Mecnun-Leyla terazinde tartmışlar kendilerini..Ya da tutup ‘Seher yelinden’ haber beklemişler..Öyledir de..Zaman erir kelep kelep;gece gündüze karışır…Zamansızlaşır her şey.. İnsan ne gün bilir ne gece..Hasretin ve aşıklığın koyununa girdiğinde..Hatta tebessüm ile üzüntü de karışır bazen birbirine..
Seher yeli..Uzakta ki yarin kah kokusunu getirir maşuka..Ya da tutar ondan bir haber ulaştırır..Bazen kokuyu taşıyan güzel bir Aşk hamalıdır o bazen ise haber getiren bir tellaldır.
O yüzdendir ki Seher yelinden birşey beklemeyen de aşık felan değildir kanımca.. O yüzden ‘Seher vakti çaldım yarin kapısını’ diyen Neşet Ertaş üstad da ‘Seher yeli nazlı yare; bildir beni bildir beni..’ diyen Kul Ahmet üstad da aşıklığın vücut bulmuş halidir bence..
Dostlar..
Az önce yukarı da da dedim ya insan bir vakit gelir vakitsizliği yaşar diye Fuzuli üstad buyurmuş ki ‘
‘Şeb-i yeldayi muneccimle muvakkit ne bilir..
Muptela-i gama sor kim geceler kac saat..’
Yani demiş ki üstad ‘gecenin kaç saat olduğunu takvim ilmiyle uğraşanlar ne bilsin;Aşk müptelasına sor bakalım geceler kaç saat?’
Ahh..Ah..
Dostlar..
Biz en son geceleri ne kadar olduğunu dakika dakika ne zaman saydık?
Ya da tutup bir hayali bir murada erdirmek için en son ne zaman geceleri feda edip dertlendik?
Geceleri bir katre kederde ve gamda eritip seher vaktine erişip seher yelinden en son ne vakit bir şey umduk?
Peki en son ne zaman seher yelinden geleni dört gözle bekledik?
Ve son soru..
Dostlar..
En son ne vakit seher yelinin habericisi olan bir yare tutulduk?
Selam ve dua ile..










