Bugün daha yakın oldum yoksullukla, yaşıt arabasıyla yol alan amcaları görünce değil. Güvene olan; öze olana bakınca yakınlaştım. En büyük keşfin dahasını arayarak bulabildim yoksulluğu. Mükemmel olmayanı kabullendiğimde, yok olabildiğime olan esinlenmede buldum onu. Fikir yoksulluğu değildi bu, bir varlığın sessizliğinde gizli örtüde yatıyordu anlamı. Bulunmaz ama kaybedilmez bir şeydi yoksulluk. Görünmez sayanların dahi görüp hissettiği zamanda yüzleştim onunla. En beklenmedik anda hissettirdi kendini. Özgür olabilmenin sınırlı yoksulluğuydu tanıştığım. Düşüncelere kilit vurmadan var olan; fakat kendini bir kâğıt kesiği acısı gibi sızlamayla gösteren. Her tanışıklık sancılı bir tecrübe olarak kendini revize ederek geliyor yaşamda. En stresli anlar bu tanışıklıklara yer ve zaman tanıyor. Nietzsche’nin dediği gibi

Bu gibi şeyler ancak en seçkinlerin kulağına ulaşır; her babayiğidin harcı değildir Zerdüşt’ü duyabilmek.”

Seçkin kimse olmadığımızın en büyük gözükeni bu kadar sancıya anlam aramamızda yatıyor. Anlam bulmaksa Nietzsche’ye göre Zerdüşt’ü kabullenmede yatıyor.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.