Toplumda kabul görmek için oda herkes gibi psikoloğa gidiyordu. Aslında başka şeyler de yapabilirdi. Gece 12 de sokağa çıkıp yağan karın altında cadde boyu yürüyüp üşüyüp eve dönebilir sıcak ortama kavuşunca açılan kaslarının verdiği rahatlık ve rehavetle koltuğa uzanıp televizyon karşısında uyuya kalabilirdi. 3. sınıf bir otel odasında en yakın arkadaşının kocasıyla sevişir, aşkından ölür, kıskançlıktan kırılır, derdinden ağlar, ayrılık yeminleri eder sonra bir kadeh daha şarap içip ikinci kez sevişirdi. Günahtan şöminede yanan bir odun gibi alev alev kavrulurdu. Hayvan barınağından köpek sahiplenir, aşkı okuduğu romanlarda arardı. Olmadı. Ben demiyorum ki bileklerini kesseydi. Gece gittiği barda kavga çıkarıp karakolluk olsaydı. Şirket yemeğinde alkolü fazla kaçırıp insan kaynaklarından o hiç sevmediği kızın kollarında kussaydı. Geçtim uyuşturucu kullanmayı, sigaraya başlamayı, gizli numaradan telefon açmayı, kocası için kariyerini terk edip arda arda 3 çocuk yapmayı, bari çantasını alıp gidebilseydi. Olmadı. Görkemli bir gençlik düşünden böle uyuz kaşıntılı bir orta yaşa uyanmasaydı. Düşününce çok şey yapmak istiyor ama iş pratiğe gelince kendini hımbıl bir kedi gibi isteksiz ve miskin hissediyordu. Toplum denen kalabalık onu yaz günü sıkıca saran boğazlı bir kazak gibi darlıyordu. Nefesinin yettiği yere kadar koşarak kaçmak uzaklaşmak istiyordu hasta annesinden, uyuz iş arkadaşlarından, onu çok seveceğine yeminler edip ilk fırsatta terk eden erkeklerden, bakkal Nuri amcadan her ay düzenli gittiği kuaför Nermin’den, hatta her şeyini paylaştığı çok sevdiği tek dostu Derya’dan bile… Olmadı. Yine çakılıp kaldı bu dışarıdan birinin hayatını izliyormuş hissine kapıldığı kendini hiçbir sahnesine oturtamadığı hayatını yaşamaya. Bari çantasını alıp gidebilseydi…










